52589/13-judgments-chamber-2014-11-18-15
CASE OF M.A. v. SWITZERLAND - [Turkish Translation] by Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der)
18 novembre 2014Italiano (+ 1 altra lingua)54 min
arkadaşlarının gösterileri kaydettiklerini, broşür dağıttıklarını, arkadaşları da
Source coe.int
M.A. / İSVİÇRE
(Başvuru No: 52589/13)
KARAR ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
18 Kasım 2014
(KESİNLEŞME 18 Şubat 2015)
Bu yayın Avrupa Birliğinin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla
Mültecilerle Dayanışma Derneği sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin
görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.
Mültecilerle Dayanışma Derneği için Av. Serkan Cengiz tarafından çevrilmiştir.
Kararın İngilizce orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.
İKİNCİ BÖLÜM
M.A. / İSVİÇRE KARARI
(Başvuru No: 52589/13)
KARAR
STRAZBURG
18 Kasım 2014
KESİNLEŞME
18/02/2015
İşbu karar Sözleşme m.44/2 uyarınca kesinleşmiştir. Karar editöryel değişikliğe
tabi tutulabilir.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
1
M.A. / İsviçre Davasında,
Daire olarak,
Guido Raimondi, Başkan,
András Sajó,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Jon Fridrik Kjølbro, Hakimler,
ve Stanley Naismith, Bölüm Yazıişleri Müdürü’nden,
müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Ekim 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakere sonrasında aynı gün
aşağıdaki karara varmıştır:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair
Sözleşme’nin
(Sözleşme)
34.
maddesi
kapsamında
İsviçre
Konfederasyonu’na karşı bir İranlı, Bay M.A (başvurucu), tarafından 15
Ağustos 2013 tarihinde yapılan başvurudan (B.No: 52589/13)
kaynaklanmıştır.
2. Başvurucu Bern’de avukatlık yapan Bayan S. Sadri tarafından temsil
edilmiştir. İsviçre Hükümeti (Hükümet) temsilcileri ise Bay F. Schürmann
tarafından temsil olunmuştur.
3. Başvurucu, özellikle İran’a sınır dışı edilmesinin Sözleşme m.3 hükmü
ile yine m. 3 hükmü ile bağlantılı olarak m.13 hükmünü ihlal edeceği
iddiasında bulunmuştur.
4. 12 Eylül 2013 tarihinde davanın tevzi-i edildiği Bölüm Başkan Vekili,
AİHM İçtüzük m.39 hükmünün uygulanarak Mahkeme önündeki yargılama
süresince başvurucunun İran’a sınır dışı edilmemesi gerektiği hususunun
İran Hükümeti’ne bildirilmesine, İçtüzük m.41 uyarınca başvurucuya
öncelik verilmesine, İçtüzük m. 47/9-3 uyarınca başvurucunun isminin
anonim hale getirilmesine karar vermiştir.
5. Aynı gün yani 12 Eylül 2013 tarihinde başvuru Hükümet’e
bildirilmiştir.
2
M.A. / İSVİÇRE KARAR
OLAYLAR
Fatti
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. 12 Ekim 1977 Tahran doğumlu olan başvurucu İran vatandaşıdır ve
İsviçre’nin Einsiedeln kentinde yaşamaktadır.
A. Davanın Arka Planı ve İsviçre Makamları Önündeki Yargılama
1. Federal Göçmen Kurulu Önündeki Yargılama
7. Başvurucu, 26 Haziran 2011 tarihinde İsviçre’ye yasadışı olarak
girmiş ve ertesi gün sığınma talebinde bulunmuştur. Federal Göçmen
Kurulu tarafından iki duruşma yapılmıştır (Bundesamt für Migration –
‘‘Göçmen Kurulu’’ olarak atıfta bulunulacaktır).
8. İlk duruşma Göçmen Kurulu’nun Basel’de bulunan ‘‘Kabul ve Usul
Merkezi’nde’’ 6 Temmuz 2011 tarihinde yapılan kısa bir mülakat şeklinde
tezahür etmiştir. Başvurucu ülkesinden kaçmasıyla sonuçlanan İran’daki
olaylara ilişkin iddiaları hakkında beyanda bulunmuştur. Bu beyan Göçmen
Kurulu’nun mülakatçısı tarafından resmi tutanaklara özet olarak
geçirilmiştir. Bu özetin başında mülakat görevlisi şunu not etmiştir:
“Personel yokluğu nedeniyle, ayrıntılı olarak kaydedilmemiş, 15 nolu
tutanak altında özet olarak kaydedilmiştir” (“Es wird aus
Kapazitätsgründen auf eine vertiefte Abklärung zu Pt. 15 verzichtet.”).
Duruşma sırasında bir tercüman huzurda bulunmuş ve tutanaklar başvurucu
imzalamadan önce tercüme edilmiştir.
9. 12 Haziran 2009 tarihli İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki ciddi oy
hilelerinden sonra rejim karşıtı gösteriler meydana gelmeye başlamıştır.
Başvurucu Mart 2011 başlarına kadar neredeyse tüm gösterilere katılmıştır.
Başvurucu, kendisi ve arkadaşlarının her Salı barışçıl gösteriler
düzenlediklerini iddia etmiştir. Gösterilerin İran rejimi tarafından güç
kullanılarak bastırılması ile birlikte başvurucu ve arkadaşları gösterileri
kayda almış ve bu kayıtları insanlar arasında dolaşıma sokmuşlardır.
Başvurucu ayrıca Mart 2011 tarihinin başlarında katıldığı son gösteride, çok
sayıda arkadaşının gözaltına alındığını iddia etmiştir. Başvurucu,
arkadaşlarının işkenceye tabi tutulduğunu, içlerinden birisinin İranlı kamu
görevlilerine muhtemelen isminden bahsettiğini, onlara gösterilere
katıldığını söylediğini iddia etmiştir. Sonuç olarak İran Devrim Mahkemesi,
başvurucunun ikamet ettiği ebeveynlerinin Karaj’daki evine bir mahkeme
görevlisi aracılığıyla 10 Mayıs 2011 tarihinde bir mahkeme celbi
göndermiştir. Başvurucu, mahkeme celbi tebliğ edildiğinde, Tahran’da
bulunan kız kardeşini ziyaret etmesi nedeniyle ebeveynlerinin evinde
değildir. Mahkeme celbine göre başvurucuya 12 Mayıs 2011 tarihinde
M.A. / İSVİÇRE KARAR
3
mahkemede hazır olması talimat edilmiştir. Mahkeme’ye gitmesi halinde
tutuklanacağı korkusuna kapılan başvurucu belirtilen günde mahkemeye
gitmemiş, kız kardeşinin ve Tahran’da bulunan bazı arkadaşlarının
evlerinde saklanmıştır. Mahkemeye gitmemesi nedeniyle istihbarat teşkilatı
mensupları başvurucuyu gözaltına almak amacıyla ertesi gün (13 Mayıs
2011) başvurucunun ebeveynlerinin evine gelmiştir. Başvurucunun
bulunmaması nedeniyle onun yerine babası tutuklanmıştır. Başvurucuya
İlçe Polis Merkezi’ne gitmesi aksi durumda babasının tutukevinde kalmaya
devam edeceği mesajı bırakılmıştır. Tutuklanma korkusu ve ailesinin de
tavsiyesi ile başvurucu kanuna uygun çıkış belgeleri olmaksızın Haziran
2011 tarihinde ülkeden kaçmıştır.
10. Başvurucu, ilk duruşmadaki beyanlarını desteklemek amacıyla İran
Devrim Mahkemesi'nin 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbi aslını
sunmuştur. Başvurucu ayrıca kendisi ve arkadaşları tarafından
oluşturulduğunu iddia ettiği rejim karşıtı gösterilere dair belge ve bilgiler
sunmuştur.
11. İkinci ve daha ayrıntılı duruşma Bern’deki Göçmen Kurulu’nun
bürosunda, ilk duruşmadan 21 ay sonra, 5 Nisan 2013 tarihinde yapılmıştır.
İsviçre Protestan Kilisesi Yardım Örgütü (Hilfswerk der Evangelischen
Kirche Schweiz) isimli sivil toplum kuruluşunun bir mensubu, tarafsız tanık
olarak ve yargılamanın adilliğini temin etmek amacıyla huzurda
bulunmuştur. Söz konusu kişinin herhangi bir usule aykırılık tespit etmesi
durumunda tutanakların sonuna ihtirazi kayıt koyma imkanı bulunsa da,
anılı kişi bu tür bir kayıt oluşturmamıştır. Bu duruşmada da bir tercüman
huzurda bulunmuş ve duruşma tutanakları imzalanmasından önce başvurucu
için tercüme edilmiştir.
12. Başvurucu, kaçmasıyla sonuçlanan İran’daki olaylar hakkında bir kez
daha beyanda bulunmuştur. Mahkeme celbinin iddia edildiği üzere
ebeveynlerinin evine tebliğ edildiği günkü (10 Mayıs 2011) olaylarla ilgili
olarak başvurucu bu kez Ettelad gizli servis üyelerinin kendisinin
bulunmadığı bir sırada, onu aramak maksadıyla ebeveynlerinin evine
geldikleri beyanında bulunmuştur. Gelenler sandıkların ve dolapların
kapaklarını açarak evi aramışlardır. Başvurucuyu bulamamaları nedeniyle,
başvurucunun ebeveynlerinin evinde bulundukları sırada mahkeme celbi
tanzim etmişler ve celbi evde bırakmışlardır. İlk duruşmada 10 Mayıs 2011
tarihli ev aramasından bahsetmemesinin nedeni sorulan başvurucu, ilk
duruşmada da aynı beyanları tekrarlamış olduğunu ve bu olayın ilk duruşma
zaptına kaydedilmemiş olmasının kendi kusuru olmadığını ifade etmiştir.
13. Ayrıca İran’dan kaçışı öncesindeki saklanma yerleri sorulan
başvurucu ikinci görüşme sırasında tüm bu zaman boyunca kız kardeşinin
evinde kalmış olduğunu beyan etmiştir. İlk duruşma sırasında verdiği beyan
sorulduğunda, aynı zamanda arkadaşlarıyla da birlikte olduğunu ayrıca bu
insanların gösterilerden bildiği arkadaşlar değil, işyerinden arkadaşları
olduğu şeklinde ek beyanda bulunmuştur.
4
M.A. / İSVİÇRE KARAR
14. Mart 2011 tarihinde katılmış olduğu son gösteriyle ilişkili olarak
başvurucu ikinci duruşma sırasında Ettelaad güvenlik güçlerinin kendisini
gözaltına almayı planladıklarını bilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu bir
kez daha gösteriler sırasında gözaltına alınan arkadaşlarından birisinin
gösteriye katılanların kimler olduğunu güvenlik güçlerine söylemiş
olduğunu beyan etmiştir. İsmini veren arkadaşının ne zaman gözaltına
alındığı sorulduğunda başvurucu, bilgisi olmadığı şeklinde yanıt vermiş ve
güvenlik güçlerine ismini veren arkadaşının gözaltına alınan bu arkadaşı
olmayabileceğini beyan etmiştir. Bu tür bir gözaltı, bir zincirleme
reaksiyona neden olur: gözaltına alınan kişi bazı isimler verir, sonrasında bu
kişiler de gözaltına alınır ve sorgulanır, onlar da isimler verir ve bu şekilde
devam eder.
15. Mart 2011 tarihli son gösteri açısından herhangi bir özel olayın
gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda ikinci duruşmada ayrıca sorgulanan
başvurucu, tüm gösterilerin birbirleriyle benzer olduğunu ifade etmiştir.
Tüm diğer gösterilerde olduğu gibi son gösteride de insanlar gözaltına
alınmış ve göstericiler hükümet ajanları tarafından dövülmüştür. Gözaltına
alınan kişileri tanıyıp tanımadığı sorulduğunda başvurucu bu insanları
sokaktan tanıdığını, bu insanların kendi bölgesinden olmadığını, Tahran’ın
büyük bir şehir olduğunu ve insanların her yerden bu şehre geldiklerini
ifade etmiştir. İlk görüşmedeki ifadesinde iddia ettiği, arkadaşlarının
gözaltına alındığı şeklindeki beyanı sorulduğunda başvurucu birlikte gösteri
yapan herkesin bir şekilde arkadaş olduğunu, gösterilere ilişkin beyanında
geçen “arkadaşlar” kavramını bu anlamda kullanmış olduğunu ifade
etmiştir.
16. 10 Nisan 2013 tarihinde Göçmen Kurulu, başvurucunun sığınma
talebini reddetmiş ve başvurucunun 7 Haziran 2013 tarihine kadar
İsviçre’den ayrılmasını talimat etmiştir. Göçmen Kurulu kararında iki
duruşmadaki İran’daki olaylara ilişkin başvurucu beyanlarının tutarlı
olmaması nedeniyle inandırıcı olmadığı gerekçesine dayanmıştır.
Başvurucunun beyanları, başvurucunun hikayesindeki belirleyici noktalar
açısından hatırı sayılır bir şekilde farklılaşmaktadır. Başvurucu ilk
duruşmada ne Ettelaad güvenlik güçlerinin ebeveynlerinin evine
gelmesinden, ne ev aramasından, ne de Ettelaad’ın ebeveynlerinin evine
geldiği 10 Mayıs 2011 tarihinde mahkeme celbi düzenlemesinden
bahsetmemiştir. Ayrıca, ilk duruşmada kız kardeşinin ve arkadaşlarının
evinde saklandığını söylemiş olmasına rağmen, ikinci duruşmada
münhasıran kız kardeşinin evinde kaldığını iddia etmiş olması nedeniyle
başvurucunun İran’dan kaçması öncesindeki saklanmasına ilişkin beyanları
farklılaşmaktadır. Son olarak başvurucu son gösteri sırasında arkadaşlarının
gözaltına alınmış olmasından sadece ilk duruşma sırasında verdiği
beyanında bahsetmiş, buna karşın ikinci görüşmede bu konuda bir beyanda
bulunmamıştır. Göçmen Kurulu, iddia edilen 10 Mayıs 2011 tarihli
mahkeme celbi de dahil olmak üzere başvurucu tarafından sunulan birtakım
M.A. / İSVİÇRE KARAR
5
belgeleri de dikkate almışsa da bu belgelerin başvurucunun beyanına
yönelik kuşkuları gidermek için yeterli olmadığı kanaatine ulaşmıştır.
Sunulan belgeler gösterilere dair genel birtakım açıklamalar içermekte, buna
karşın spesifik olarak başvurucunun iddia ettiği katılımına dair herhangi bir
şey içermemekte ve mahkeme celbi de tek başına başvurucunun maruz
kaldığı kamusal bir zulmü ispatlamamaktadır.
2. Federal İdare Mahkemesi Önündeki Yargılama
17. Başvurucu 15 Mayıs 2013 tarihinde, başvurucu bu aşamada bir vekil
tarafından temsil olunmaktadır, Göçmen Kurulu’nun kararına karşı Federal
İdare Mahkemesi’ne (Bundesverwaltungsgericht) kanun yolu başvurusunda
bulunmuştur. Başvurucu Federal İdare Mahkemesi’nden Göçmen
Kurulu’nun kararının bozulması, kendisine sığınmacı statüsü verilmesi, ülke
dışına çıkarma kararının uygun ve makul olmayacağının tespiti ile adli
yardım sağlanması taleplerinde bulunmuştur.
18. Başvurucu kanun yolu başvurusunda vekilinin tavsiyesi üzerine
İran’da bulunan ailesine telefon etmiş ve başka ilave bir mahkeme celbinin
ulaşıp ulaşmadığını sormuştur. Telefon görüşmesi sırasında, 5 Şubat 2013
tarihinde Tahran Devrim Mahkemesi huzurunda bulunmasına yönelik bir
mahkeme celbi daha geldiğini öğrenmiştir. Başvurucu ayrıca İran rejimine
karşı yapılan gösterilere katıldığı ve sloganlar ile rejimi eleştirdiği
gerekçesiyle 7 Mayıs 2013 tarihinde gıyabında mahkumiyet kararı
verildiğini öğrenmiştir. Mahkeme başvurucu hakkında 7 yıl hapis cezası ile
70 kırbaç cezası vermiştir. Başvurucu, ailesinin devlet takibinden şüphe
duymaları ve asıllarını posta yoluyla göndermeleri durumunda zarfların
kontrol edilebileceği gerekçesiyle sadece 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme
celbi ile 7 Mayıs 2013 tarihli kararın fotokopilerine sahip olduğunu iddia
etmiştir. Başvurucu iddia edilen yeni mahkeme celbi ile mahkeme kararının
fotokopilerini Federal İdare Mahkemesi’ne sunmuştur. Başvurucu kanun
yolu başvurusunda Federal İdare Mahkemesi ve Göçmen Kurulu’ndan
yukarıda belirtilen iki belgenin Tahran’da bulunan İsviçre Büyükelçiliği’ne
teslim edilmesi veya belgelerin oradaki yetkililere gösterilmesi durumunda
gerçeğe uygunluğunun değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini sormuştur.
19. Başvurucu kanun yolu dilekçesinde ayrıca olaylara ilişkin iki
beyanındaki çelişkilerin iki duruşmanın farklı mahiyetinden kaynaklanmış
olabileceğini iddia etmiştir. İlk duruşma sadece kısa bir duruşma
mahiyetinde olmuş ve başvurucudan detaylara girmemesi istenmiştir.
Dolayısıyla da ikinci duruşmaya kadar 10 Mayıs 2011 tarihli ev
aramasından bahsetmemiş olması anlaşılabilirdir. Başvurucu İran’dan
ayrılmasından önceki saklanması açısından her iki aktarımının doğru ve
tutarlı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu kız kardeşinin evinde kalmış,
ayrıca işten arkadaşları ile buluşup onlarla zaman geçirmiştir. Son gösteriye
ilişkin olaylar açısından, başvurucu her iki duruşmada da özünde kendisi ve
arkadaşlarının gösterileri kaydettiklerini, broşür dağıttıklarını, arkadaşları da
6
M.A. / İSVİÇRE KARAR
dahil pek çok göstericinin gözaltına alındığını, gözaltına alınanlardan
birisinin ismini İranlı resmi makamlara verdiğine inandığını beyan etmiştir.
Başvurucu ayrıca iki beyanı değerlendirildiğinde her iki duruşma arasında
yaklaşık iki yıl geçmiş olduğunun ve böylesi uzun bir aradan sonra hiç
kimsenin olayları aynı şekilde aktaramayacağının dikkate alınmasının
gerekli olduğunu belirtmiştir. Son olarak başvurucu, tercümanın sürekli
müdahale etmiş olması ve kendisine yalan söylüyormuş gibi muamele etmiş
olması nedeniyle ikinci duruşmanın adil olmadığını iddia etmiştir.
20. Federal İdare Mahkemesi, 22 Mayıs 2013 tarihli ara kararıyla ve
başvurucunun kanun yolu başvurusunun hiçbir başarı şansı içermediği
gerekçesiyle başvurucunun adli yardım talebini reddetmiştir. Federal İdare
Mahkemesi ilk değerlendirmesinde başvurucunun İran Devleti tarafından
kendisine zulmedildiğini ikna edici bir şekilde ortaya koyamadığını tespit
etmiştir. Mahkeme’ye göre Göçmen Kurulu önünde yapılan iki duruşmada,
olaylara ilişkin başvurucu beyanları temel noktalarda birbirinden
farklılaşmaktadır ve bu nedenle de başvurucunun hikayesi inandırıcı
değildir. 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbi ile 7 May 2013 tarihli
mahkeme ilamının, başvurucunun sadece fotokopilerini sunmuş olması
nedeniyle, ispat değeri bulunmamaktadır.
21. Federal İdare Mahkemesi 2 Temmuz 2013 tarihinde açıkça temelsiz
olduğu gerekçesiyle başvurucunun kanun yolu başvurusunu reddetmiştir. 26
Haziran 1998 tarihli İsviçre Sığınma Kanunu m.111 ve m.111a hükmüne
uygun olarak (“Sığınma Kanunu” olarak atıfta bulunulacaktır, bkz. aşağıda
para.30 ve devamı), davaya ilişkin karar tek bir hakim tarafından verilmiş
olup ve ilam sadece özet bir gerekçe içermektedir. Federal İdare
Mahkemesi, Sığınma Kanunu m.111a hükmü uyarınca ayrıca taraflar
arasında dilekçelerin teatisine gerek duymamıştır. Dolayısıyla da Göçmen
Kurulu’na, var olduğu iddia edilen 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbi ile 7
Mayıs 2013 tarihli mahkeme ilamı fotokopilerinin sunulması ile -
başvurucunun ailesinin uhdesinde olduğu iddia edilen- anılı belgelerin
sahihliğinin Tahran’da bulunan İsviçre Büyükelçiliği tarafından kontrol
edilmesi hususlarında bir değerlendirme sunma imkanı verilmemiştir.
22. Federal İdare Mahkemesi başvurucunun sığınma hakkı olmadığına
karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun İran’da devlet zulmüne tabi
tutulduğunu ispat edememiş olması nedeniyle de sınır dışı edilme
talimatının icra edilmemesi için bir gerekçe bulunmadığını belirtmiştir.
Başvurucunun olaylara dair iki duruşma sırasında vermiş olduğu beyanları
esasa dair ayrıntılar açısından farklılaşmaktadır ve başvurucu Federal İdare
Mahkemesi’ni tatmin edecek şekilde bu tutarsızlıkları açıklayamamıştır.
Başvurucudan İran’da meydana gelen olayları aynen olduğu şekilde
anlatması beklenmemiş, dahası tutarlı bir şekilde anlatmasının beklenmiş
olması nedeniyle iki duruşma arasında geçen süre, tutarsızlıkları
açıklamamıştır. Ayrıca, başvurucunun iddiasının aksine ikinci duruşmanın
adil olmadığına dalalet eden herhangi bir emare de bulunmamaktadır.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
7
İsviçre Protestan Kilisesi Yardım Örgütü’nün bir mensubu yansız tanık
sıfatıyla duruşmaya katılmıştır. Bu kişi, yapabilme imkanı olmasına rağmen
duruşmada tanık olduğu kural dışı durumlara yönelik herhangi bir beyanda
bulunmamıştır. Duruşma tutanağı başvurucu için tercüme edilmiş ve
sonrasında başvurucu tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla da başvurucu,
zapta doğru bir şekilde geçirilmediğini tespit ettiği herhangi bir beyanı
düzeltme imkanına sahip olmuştur.
23. Mahkeme ayrıca Mahkeme’ye ibraz edilen 5 Şubat 2013 tarihli
mahkeme celbi fotokopisi veya 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme ilamı
fotokopisinden, fotokopilerin herhangi bir ispat gücünün bulunmaması
nedeniyle başvurucu lehine herhangi bir çıkarımda bulunmamıştır.
Mahkeme kararında gerçekliği Göçmen Kurulu’nun kararında
sorgulanmamış olan 10 Mayıs 2011 tarihli ilk mahkeme celbinden
bahsetmemiştir.
24. 22 Temmuz 2013 tarihinde Göçmen Kurulu, başvurucunun 19
Ağustos 2013 tarihinden önce İsviçre’yi terk etmesini gerektiren yeni bir
ülke dışına çıkarma talimatı tesis etmiştir.
B. Mahkeme (AİHM) Önündeki Yargılama ve Yeni Sunulan
Beyanlar
25. 15 Ağustos 2013 tarihinde Mahkeme’ye başvurusunu sunan
başvurucu, ülkeden çıkarma kararının icrasının durdurulması amacıyla
AİHM İçtüzük m.39’un uygulanması talebinde bulunmuştur. Başvurucu
2009 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden Mart 2011 tarihine
kadar İran rejimine karşı yapılan gösterilere katıldığını, gösterilerde broşür
dağıttığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca Ettelaad güvenlik güçlerinin
kendisini gözaltına almak amacıyla ebeveynlerinin evini aradığını iddia
etmiştir. Ayrıca başvurucu Tahran Devrim Mahkemesi huzurunda
bulunması amacıyla iki kez mahkeme celbi gönderilmiş olduğunu ve anılı
mahkemenin gösterilere katıldığı gerekçesiyle 7 Mayıs 2013 tarihinde
gıyabında (in absentia) verdiği bir kararla kendisi hakkında 7 yıl hapis
cezası, para cezası ve de 70 kırbaç cezası tesis ettiğini iddia etmiştir.
26. Başvurucu, iddialarını desteklemek amacıyla 15 Ağustos 2013 tarihli
bireysel başvurusuna İran’daki gösterilere dair Fars dilinde yazılmış
belgeleri, 10 Mayıs 2011 ve 5 Şubat 2013 tarihli iddia edilen mahkeme celbi
fotokopilerini ve iddia edilen 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme ilamının
fotokopisini eklemiştir.
27. Başvurucu, kız kardeşinin eşinin en nihayetinde Ağustos 2013
tarihinde özel bir kurye aracılığıyla 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbinin
aslı ile 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme ilamının aslını göndermeye
yeltenebildiğini ve dolayısıyla da anılan belgelerin asıllarının kendisinde
olduğu hususunda 10 Ekim 2013 tarihinde Mahkeme’yi bilgilendirmiştir.
Başvurucu ayrıca 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbi ile 7 Mayıs 2013
8
M.A. / İSVİÇRE KARAR
tarihli mahkeme ilamının İngilizce tercümelerini Mahkeme’ye sunmuştur.
10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinin tercümesi sunulmamıştır. Hal
böyle olmakla birlikte 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinin tercümesi
başvurucunun ikinci duruşma tutanaklarına dahil edilmiş, bu belgeler de
Mahkeme’ye sunulmuştur.
28. 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbinin tercümesine göre, “kamu
güvenliği ve İran İslam Cumhuriyeti sistemine karşı düzenlene gösterilere
katıldığı” gerekçesiyle başvurucuya 5 Şubat 2013 günü saat sabah 09.00’da
Tahran İslami Devrimci Mahkemesi’nin 10. Bölümü huzurunda bulunması
çağrısı yapılmıştır. Mahkeme celbi 3 Şubat 2013 tarihinde “soruşturma
makamı” tarafından imzalanmıştır.
29. Tahran Devrim Mahkemesi’nin 7 Mayıs 2013 tarihli kararının esasa
dair olan kısımlarının tercümesi şöyledir:
“Suçlama: İran İslam Cumhuriyeti’nin Kutsal düzenine karşı işler ve faaliyetler.
Karar
Bay M.A.’nın davasında – Genel Savcılık Bürosu 10.Bölümü ve İran Tahran
Devrim Mahkemesi’nin iddianamesi, mevcut deliller ve dosya kapsamı, istihbarat
teşkilatının inandırıcı raporu ve aydınlatması ve ayrıca Cumhuriyet savcılığı
bürosunun yukarıda belirtilen soruşturmaları, gözaltına alınmış olan kişilerin
ifadelerinin yanı sıra ayrıca dosyada bulunan yararlı bilgi, ayrıca ceza tesis edilebilir
mahiyetteki yasa dışı toplantılara katılım, barışın ve İran İslam Cumhuriyeti
sisteminin düzenini bozma, fitne çıkarma ve slogan yazma, broşür dağıtarak hükümete
karşı direniş çağrısı yapma, celp edilmesine rağmen duruşmaya katılmama,
duruşmaya katılmayarak savunma hakkında feragat etme nedenleriyle sanığın suçlu
olduğu tespit edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu gerekçelerle İslam Kanunu m.502 hükmü uygulanarak, başvurucu 7 yıl hapis
cezası, 70 adet kırbaç cezası ile Hazine’ye ödenmek üzere 15 milyon İran Riali adli
para cezasına mahkum edilmiştir.
Bu gıyapta verilen bu karara karşı açıklanmasından itibaren 10 gün içinde kanun
yolu başvurusunda bulunulması mümkündür. Bu sürenin geçmesinde sonra, karara
yönelik gözden geçirme talebi Tahran’da bulunan yetkili mahkemelere sunulabilir.”
Tercüme ayrıca kararın
“15 Mayıs 2013 tarihinde açıklandığını”
ifade etmektedir.
Considerandi
II. İLGİLİ ULUSAL HUKUK
30.
Yabancıların İsviçre’ye girmesi ve kalma hakları açısından işbu
davada uygulanabilir hükümler 26 Haziran 1998 tarihli Sığınma Kanunu
(Asylgesetz, 142.31 – “Sığınma Kanunu” olarak atıfta bulunulacaktır) ve 16
Aralık 2005 tarihli Yabancılar Kanunu tarafından ortaya konulmuştur
M.A. / İSVİÇRE KARAR
9.
(Bundesgesetz über die Ausländerinnen und Ausländer, 142.20 -
“Yabancılar Kanunu” olarak atıfta bulunulacaktır).
31.
Sığınma Kanunu Birinci Kısım m.2 hükmü mülteci olarak kabul
edilen ve sığınma talebi kabul edilen bir yabancının İsviçre’de kalma hakkı
olduğunu belirtmektedir. Aynı kanunun Birinci Kısım m.3 hükmü “mülteci
kavramının” ırk, din, milliyet, belirli bir sosyal gruba üyelik veya siyasi
görüşler nedeniyle kişinin kendi ülkesinde veya en son sakin olduğu ülkede
ciddi dezavantajlara maruz bırakılması veya gelecekte bu tür dezavantajlara
maruz bırakılacağına dair makul bir korku içinde olan yabancılar anlamında
olduğunu ifade etmektedir. Aynı madde hükmüne göre “ciddi
dezavantajlar” anlam olarak yaşama, organa, özgürlüğe yönelik bir tehlike
veya katlanılması mümkün olmayan psikolojik baskıya neden olan tedbirler
şeklinde anlaşılmaktadır.
32.
Sığınma Kanunu İkinci Kısım m.7 uyarınca bir mülteci, statüsünü
ispatlamak zorundadır veya en azından Birinci Kısım m.3 hükmü anlamında
mülteci olduğuna dair inandırıcı delil sunmak zorundadır. Kişinin m.3
hükmü çerçevesinde mülteci olmamasının muhtemel olduğu hususunda
resmi makamların ikna edilmesi durumunda yeterli inandırıcı delil sunulur.
Temel meselelere dair yetersiz veya tutarsız gerekçelendirme, esaslı olarak
çarpıtılmış delillere dayanan olaylar veya beyanlara ilişkin tutarsızlıklar
sığınma talebinde bulunan kişinin beyanlarının güvenilirliğine engel
oluşturmaktadır.
33.
Ülkeden çıkarılma kararının uygulanması açısından Sığınma Kanunu
Birinci Kısım m.5 hükmü, kişinin İsviçre güvenliği için bir tehdit
oluşturduğuna veya belirli ciddi bir suçtan mahkum olması nedeniyle kamu
güvenliği için tehdit arz ettiğine inanmak icin esaslı gerekçelerin bulunması
söz konusu olmadıkça, hiç kimsenin herhangi bir yolla İsviçre’den
ayrılmaya ve Birinci Kısım m.3’te belirtilen bir gerekçe nedeniyle
yaşamının, organlarının veya özgürlüğünün tehdit edildiği bir ülkeye- veya
bu tür bir ülkeye dönmeye zorlanacağı bir başka ülkeye- dönmeye
zorlanamayacağını hüküm altına almıştır. Sığınma Kanunu İkinci Kısım
m.44 ile Yabancılar Kanunu m.83 hükümleri yukarıda duruma ek olarak,
ülke dışına çıkarma kararının uygulanmasına kanunun müsaade etmemesi
ve kararın uygulanmasının makul olmadığı veya imkansız olduğu
durumlarda, bir başvurucunun geçici olarak İsviçre’de kalmasına müsaade
edilmesini düzenlemektedir (vorläufige Aufnahme).
34.
Sığınma kararları Federal Göçmen Kurulu tarafından alınmaktadır
(İkinci Kısım, m.6a). Göçmen Kurulu, sığınma başvurusunu reddetmesi
durumunda, ülke dışına çıkarma emri düzenler ve emirde ülkenin terk
edilmesinin zorunlu olduğu bir tarih belirler (İkinci Kısım, m.44 ve 45).
Sığınma başvurusunda bulunan kişi Göçmen Kurulu’nun sığınma
başvurusunun reddi kararına ve ülke dışına çıkarma ermine karşı Federal
İdare Mahkemesi’ne kanun yolu başvurusunda bulunabilir [Sığınma
Kanunu Sekinci Kısım m.105, 20 Aralık1968 tarihli Federal İdari Yargı
10.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
Kanunu m.5 (Bundesgesetz über das Verwaltungsverfahren, 172.012),17
Haziran 2005 tarihli Federal Mahkeme Kanunum.82 ve 83 (Bundesgestz
über das Bundesgericht, 173.110)]. Bu tür davalarda Federal İdare
Mahkemesi ilk ve son derece mahkemesi olarak karar vermektedir.
III. İLGİLİ ÜLKE BİLGİSİ
1.
İran İslam Cumhuriyeti’ndeki İnsan Haklarına İlişkin Durum
Hakkında BM İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreteri’nin 11 Mart
2014.
Gün ve A/HRC/25/75 Sayılı Raporu
35.
Genel Sekreterin yukarıda atıfta bulunulan raporu şöyledir:
“I. 5. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları mekanizmaları ampütasyonlar, kırbaçlama
ve gittikçe artan sayıda idam cezasına başvurulması, keyfi alıkoyma ve adil olmayan
yargılamalar hakkında kaygılar ortaya koymaya devam etmektedir. Çok sayıda
gazetecinin hala cezaevinde bulunması ve sosyal medyanın erişime engellenmesi
nedeniyle ifade özgürlüğü engellemesi devam etmektedir. İnsan Hakları savunucuları
ve kadın hakları aktivistleri gözaltı ve zulümle yüz yüze kalmaya devam
etmektedirler. [...].”
II. A. b. 10. [...] organların kesilmesi ve kırbaçlama gibi zalimane, insanlık dışı veya
alçaltıcı ceza tekrarı endişe sebebi olarak varlığını korumaktadır. Yargı sıklıkla İran’ın
taraf olduğu Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi tarafından yasaklanmış
olan cezalar tesis etmektedir. Gözden geçirilmiş İslami Ceza Kanunu Allah’a ve
Devlete karşı savaş (Moharebeh), hırsızlık gibi suçlar için organ kesme cezası
öngörmekte, alkol alma, hırsızlık ve bazı cinsel suçlar için ise kırbaçlama cezası
öngörmektedir. 7 Ocak 2013 tarihinde İran Yüksek Mahkeme Başkanı, İslam
hukukunun gerektiği gibi icra edilmesiyle suçların önlenebileceğini belirterek
ampütasyon gibi cezaları savunmuştur. [...].”
2.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran’a İlişkin İnsan Hakları
Uygulamalarına Dair Ülke Raporları 2013”
36.
Yukarıda anılan raporun ilgili kısımları şöyledir:
“İdari özet: En kötü insan hakları problemleri yurttaşların hükümetlerini barışçıl bir
şekilde, özgür ve adil seçimler yoluyla değiştirme haklarını ciddi şekilde sınırlandıran
hükümetin seçim sürecini manipüle etmesi; toplanma, konuşma ve basın özgürlüğü
dahil olmak üzere kişisel özgürlüklere ilişkin sınırlamalar ve hukuka aykırı ve keyfi
bir şekilde alıkonulan, işkence edilen veya öldürülen kişilerde görüldüğü üzere
kişilerin fiziksel bütünlüklerine saygı duyulmamasıdır. [...]
Diğer bildirilen insan hakları ihlalleri: kaybetmeler; yargı tarafından tesis edilen
ampütasyonlar ve kırbaçlama dahil olmak üzere yargı tarafından tesis edilmiş olan
yaptırımlar, dayak ve tecavüz gibi siyasal amaçlı şiddet ve baskı; gözaltında ölüm
vakaları gibi kolluk ve ceza infaz birimlerindeki zor ve yaşamı tehdit eden koşullar;
bazı durumlarda dış dünya ile irtibatın mevcut olmadığı keyfi gözaltı ve yargılama
öncesi uzun tutukluluk; güvenlik güçlerinin süreklilik arz eden cezasızlığı; bazen
uygun usuli güvenceler izlenmeksizin infaz edilme ile sonuçlanan aleni adil
M.A. / İSVİÇRE KARAR
11.
yargılamaların yapılmaması; bağımsız bir yargının mevcut olmayışı; siyasi
hükümlüler ve tutuklular ; [...].
Bölüm 1. c. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Alçaltıcı Muamele
veya Ceza:
Anayasa “itiraf elde etmek veya bilgi almak amacıyla” her türlü işkence türünü
yasaklamaktadır, buna karşın güvenlik güçlerinin ve ceza infaz kurumları personelinin
tutuklulara ve hükümlülere işkence yaptıkları veya onları taciz ettiklerine dair
inandırıcı raporlar mevcuttur [...]
Cezaevlerindeki ortak işkence ve taciz metotları uzun sure tecritte tutma, tecavüz,
cinsel aşağılama, infaz tehdidi, uykudan mahrum bırakma, şiddetli ve sık dövme
uygulamalarını içermektedir. Çok sayıda cezaevindeki aşırı kalabalık ve mahpusların
sağlık hizmetine erişiminin sıklıkla reddedilmesi hususlarında raporlar bulunmaktadır.
[...]
Hükümet kırbaçlama ve ampütasyon kullanımını işkence değil “ceza” olduğu
gerekçesiyle savunmuştur. Yargı tarafından tesis edilen fiziksel yaptırımlar
kırbaçlama ve birden fazla hırsızlığı içeren suçlar açısından ampütasyonu
içermektedir. BM Özel Raportörü, 23 Ekim tarihinde hırsızlık suçu açısından organ
ampütasyonu, Temmuz 2012 ve 30 Ocak 2013 tarihleri arasında “fitne”, “iffete
mugayir eylemler” “alkol kullanma”, “yasadışı” ilişkiler ve “duhul olmaksızın
hemcinsler arasındaki cinsel faaliyetler” gibi suçlar açısından 123 kişinin
kırbaçlamaya tabi tutulduğuna dair haberler not etmiştir. [...].
Cezaevi ve Gözaltı Birimlerinin İçinde Bulunduğu Koşullar:
Cezaevi koşullarının sıklıkla kötü ve yaşamı tehdit edici mahiyette olduğu
bildirilmektedir. Kötü koşullar, tek başına hücrede tutulma, maruz tutuldukları işkence
nedenleriyle bazı mahpusların intihar ettiğine dair raporlar bulunmaktadır.
Mahpusların zulmüne maruz kaldıkları kişilerce neden olunan veya cezaevi yaşamının
kötü sağlığa uygunluk koşulları nedeniyle maruz kaldıkları yara ve rahatsızlıklarına
yönelik tıbbi tedavileri cezaevi yetkilileri tarafından sıklıkla reddedilmektedir. [...].
Bölüm 1. d. Keyfi Gözaltı ve Tutuklama:
[...] Resmi makamlar rejim karşıtı faaliyetleri engellemek amacıyla keyfi gözaltı
yöntemine başvurmaktadır. Sivil giyimli polisler önceden haber vermeksizin evlere ve
işyerlerine gitmekte, kişileri gözaltına almakta, baskınlar gerçekleştirmekte, özel
belgelere, pasaportlara, bilgisayarlara, elektronik basın cihazlarına ve diğer şahsi
malzemelere mahkeme kararı olmaksızın ve yargısal sürecin denetiminden yoksun bir
şekilde el koymaktadır. Bireyler sıklıkla alıkoyma birimlerinde uzun süreler boyunca,
herhangi bir suç isnadı olmaksızın veya yargılama faaliyetine tabi tutulmaksızın
tutulmakta, birkaç gün bulunduğu yer hakkında yakınlarına bilgi vermesi
engellenmektedir [...].
Bölüm 1. e. Adil ve Aleni Bir Yargılamanın Olmaması : [...], Yargılama Usulleri:
[...]
Siyasi
Mahpuslar
ve
Şüpheliler:
Siyasi
inançları
nedeniyle
hapsedilen/alıkonulan İranlıların sayısı hususunda herhangi bir istatistik mevcut
değildir. İran’da İnsan Hakları İçin Uluslararası Kampanya (İİHİUK), barışçıl
faaliyetler veya ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle keyfi olarak alıkonulanlar da
dahil olmak üzere ülkede 500 siyasi mahpusun bulunduğunu tahmin etmektedir. Diğer
insan hakları aktivistleri, inançları nedeniyle hapsolunanlar da dahil olmak üzere
1.000’den fazla vicdan mahkumunun bulunduğunu tahmin etmektedir [...]. Hükümet
yıl boyunca öğrencileri, gazetecileri, avukatları, politik aktivistleri, kadın hakları
aktivistlerini, sanatçıları ve azınlık dinleri mensuplarını gözaltına almış (bkz.
12.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
Bölümler 1.a. 1.e., 6, ve 7.a.); çok sayıda insana “sisteme karşı propaganda yapmak”
ve “yüce lidere hakaret” gibi suçlamalar isnat etmiş ve bu tür davaları ulusal güvenlik
meselesi olarak görmüştür [...]. Siyasi mahpuslar alıkonulma birimlerinde daha büyük
bir işkence ve kötü muamele riski altındadırlar. Hükümet siyasi mahpusları sıklıkla
evleri ve ailelerinden uzakta bulunan cezaevlerine yerleştirmektedir. Hükümet,
uluslararası insancıl örgütlerin veya BM temsilcilerinin siyasi mahpuslarla
görüşmelerine müsaade etmemektedir.
Bölüm 1. f. Özel yaşam, Aile Hayatı, Konut Dokunulmazlığı veya Haberleşmeye
Keyfi Müdahale:
“Anayasa, Kanunun emrettiği” haller istisna olmak üzere “şan ve şöhret, yaşam,
mülk [ve] mesken[ler]in ihlal karşısında korunduğunu ifade etmektedir. Buna karşın
hükümet rutin bir şekilde bu hakkı ihlal etmektedir. Güvenlik güçleri mahkeme
tarafından verilmiş bir yetkileri olmaksızın yurttaşların sosyal faaliyetlerini kontrol
etmiş, evlerine ve işyerlerine girmiş, telefon konuşmalarını ve internet iletişimlerini
takip altına almış, postadaki evraklarını açmıştır. Hükümet ajanlarının gözdağı
vermek amacıyla reformist veya muhalefet liderlerinin, aktivistlerin, siyasi
mahpusların, gazetecilerin ve onların ailelerinin evlerine ve çalışma yerlerine girdiği,
arama yaptığı ve her yerin altını üstüne getirdikleri hususunda yaygın haberler
bulunmaktadır [...].”
3.
“İşkenceden Özgürlük” Tarafından Hazırlanan Rapor: Seni Pişman
Edeceğiz-2009 Seçimlerinden Bu Yana İran’da İşkence, Mart 2013
(http://www.refworld.org/docid/514088902.html)
37.
“İşkenceden Özgürlük” Birleşik Krallık’taki işkence mağdurlarına
destek amacıyla faaliyet gösteren hükümet dışı bir tıp vakfıdır. Kuruluş 25
yılı aşkın bir süredir Birleşik Krallık’a gelen işkence mağdurlarına doğrudan
klinik hizmetler sağlamakta, onlarını haklarını koruma ve geliştirme
faaliyetleri yürütmektedir. Kuruluşun işkence mağdurlarına dair yukarıda
değinilen raporu şunları ifade etmektedir:
“Raporun esaslı mahiyetteki tespitleri:
2009-2011 yıllarındaki alıkonulmaya ilişkin deliller ve uygulanan işkenceye dair
ayrıntılı inceleme, İşkenceye karşı Özgürlük Kuruluşu tarafından hazırlanan emsal 50
medico-yasal raporla belgelendiği üzere, şunları ortaya koymaktadır:
İşkence, Haziran 2009’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçim tarihine ve seçimden
sonraki bir dönemi de kapsayan bir süreçte Tahran ve başka yerlerdeki muhaliflerin
ezilmesine yönelik faaliyetlerin bir parçası olarak İranlı yetkililer tarafından kullanılan
anahtar bir baskı aracı olmuştur;
Bu baskı, sıklıkla uzatılan gözaltı dönemlerinde- 2009 cumhurbaşkanlığı seçiminin
kendileri ve diğer aile üyeleri için herhangi bir düzeyde ilk kez siyasal veya diğer
türlerdeki aktivizm içinde bulunan çok sayıda insana işkence yapılmasını
içermektedir;
Bu dönemde İran’daki işkenceciler oldukça sistematik bir şekilde çok çeşitli
fiziksel, psikolojik ve çevresel işkence metotlarına başvurmuşlardır;
İşkence sıklıkla
“rejim karşıtı” olarak değerlendirilen siyasal veya diğer
faaliyetlerin düzenlemesine dahil olan kişiler ve şebekeler hakkında bilgi edinmek ve
M.A. / İSVİÇRE KARAR
13.
insanların yargılamaları sırasında aleyhlerinde kullanmak veya gelecekte yine
aleyhlerinde kullanmak amacıyla “itiraf” veya bir şekilde ifade olarak anlaşılan
belgeleri imzalamaya zorlamak amacıyla kullanılmıştır;
Bu çalışmadaki vakaların yarısı Tahran’da, diğerleri ise illerin merkezleri veya taşra
bölgelerinde gözaltına alınmıştır. Tüm vakalarda alıkoyma ve işkencenin nedenleri
“siyasal olmayan suçlar nedeniyle gerçekleştirilen gözaltı sonrası ortaya çıksa da,
sıklıkla düşük bir seviyede olan, “politik” bir unsur içermekte veya anılı nedenler aile
üyelerinin faaliyetleri nedeniyle kişinin veya bir vakada görüldüğü üzere bir iş
ortağının üstüne yıkılmaktadır. 27 vaka gösterilere veya cumhurbaşkanlığı seçimleri
akabinde diğer protestolara katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınmış ve
tutuklanmıştır [...].”
4.
İnsan Hakları İçin Uluslararası Federasyon ve İnsan Haklarının
Korunması İçin İran Birliği’nin İran İslam Cumhuriyeti’nin
KSHS’ye Uygun Hareket Etmesi Hakkında Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Komitesi’ne Sundukları Beyanları (103. Oturum, 17 Kasım
2011,Cenevre)
38.
Hükümet dışı kuruluş olan “İnsan Hakları İçin Uluslararası
Federasyon” ve “İnsan Haklarının Korunması İçin İran Birliği” yukarıda
atıfta bulunulan beyanlarında rejim karşıtı protesto ve faaliyetler nedeniyle
çok sayıda insan hakları aktivisti, gazeteci, sanatçı ve öğrenciye yönelik
tesis edilen cezaları listelemiştir. Bu cezalardan bazıları uzun sureli hapis
cezası ve ciddi kırbaçlama cezasını içermektedir. Rapordaki liste şunları
içermektedir:
“(s. 7.) Diğer Kadınlar: “Recmi Durdurun” Kampanyasının iki kurucusu Shadi Sadr
ve Mahbubeh Abbas-Gholizadeh 17 Mayıs 2010 tarihinde gıyaplarında sırasıyla 6 yıl
hapis ve 74 kırbaç ile 2.5 yıl hapis 30 kırbaç cezası ile cezalandırılmıştır. Her ikisi de
hapis cezasından kaçmak amacıyla İran’ı terk etmişlerdir [...].
(s. 27.) Sanatçılar: [...] Yönetmen ve gazeteci Mohammad Nourizad, Aralık 2009
tarihinde gözaltına alınmış ve 3.5 yıl hapis ve 50 kırbaç cezası ile cezalandırılmıştır.
Mohammad Nourizad 6 Mayıs 2011 tarihinde serbest bırakılmıştır [...].
(s. 32.) Öğrenciler: Sivil giyimli güvenlik güçleri, Polis Özel Tim ile İslam Devrim
Muhafızları Özel Tim mensupları Haziran 2009 cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen
sonrasında zalimce Tahran, İsfahan ve Şiraz’da bulunan öğrenci yurtlarına saldırmış,
yurtların altını üstüne getirmiş, sonuç olarak Tahran’da 5, İsfahan’da 2, Şiraz’da 2
öğrenci öldürülmüştür. Tahran’da bulunan yurttan 100 öğrenci gözaltına alınmıştır.
Buna karşın saldırıları ve cinayetleri araştırmaktan ziyade, askeri mahkemeler bu
öğrencilerin adli makamlara suç duyurusunda bulunan 40’nı yargılamış ve Mayıs
2011.
tarihinde bu kişileri adli para cezası, kırbaçlama ve 3-10 ay arasında değişen
hapis cezası gibi cezalara mahkum etmiştir. O tarihten bu yana çok sayıda öğrenci
protesto gösterileri veya gözaltında hayatlarını kaybetmiştir [...].”
14.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
HUKUK
I. İDDİA EDİLEN SÖZLEŞME M.3 İHLALİ
39.
Başvurucu, İran’a sınır dışı edilmesinin kendisini gerçek bir
gözaltına alınma ve Sözleşme m.3’ün ihlalini teşkil edecek şekilde işkence
veya insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ve ceza riski altına sokacağını iddia
etmektedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi
tutulamaz.”
40.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
41.
Mahkeme, bu yakınmanın Sözleşme m.35/3(a) kapsamında açıkça
temelsiz olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca bu yakınmanın başka
herhangi bir gerekçe altında da kabuledilmez olmadığını belirtmektedir.
Dolayısıyla yakınmanın kabuledilebilir olarak açıklanması gerekmektedir.
B. Esas
1.
Tarafların Beyanları
(a) Başvurucu
42.
Başvurucu, İran’a dönmeye zorlanması halinde, İran rejimine karşı
gösterilere katılımı ve bu gösterilerdeki eleştirel broşür dağıtımı nedeniyle
gerçek ve ciddi bir gözaltı ve işkence riskiyle karşı karşıya kalacağını ileri
sürmüştür. İran rejiminin, 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimini
müteakiben gösterilere katılanlara baskı yapılması açısından hala bir
menfaati bulunmaktadır. Fars dilindeki YouTube ve BBC’nin linklerine
atıfta bulunan başvurucu İran Adalet Bakanı ve Cumhuriyet Başsavcısı’nın
21.
Temmuz 2013 tarihinde 21 Temmuz 2013 tarihinde kamuoyuna yaptığı
açıklamada 2009 yılındaki gösterilere katılanlardan geri dönenlerin
gösteriler sırasında gerçekleşen başkaldırı nedeniyle yargılanacaklarını ifade
etmiştir. Tahran Devrim Mahkemesi’nin 7 Mayıs 2013 tarihinde hakkında
tesis edilen mahkumiyet kararının ortaya koyduğu üzere İran rejimi halen ve
ayrıca kişisel olarak kendisine zulmetme açısından bir menfaati
bulunmaktadır.
43.
Başvurucu ayrıca İran’a dönmesi durumunda, ülkeyi bir çıkış izni
bulunmaksızın yasa dışı terk ettiği gerekçesiyle gözaltına alınacağını iddia
etmiştir. Gözaltına alınması üzerine, İranlı yetkililerin derhal kendisinin
geçmişi hakkında bir kontrol yapacaklarını ve mahkumiyet kararını tespit
M.A. / İSVİÇRE KARAR
15.
edeceklerini ileri sürmüştür. Sonuç olarak 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme
hükmü infaz edilecek ve başvurucu 7 yıl hapis cezası ile 70 kırbaç cezasıyla
karşı karşıya kalacaktır. Bu tür bir cezalandırma aşırı ve insanlık dışıdır. Her
şey bir yana, genel olarak bilindiği üzere, örneğin Af Örgütü’nün
raporlarından, işkence ve kötü muamele İran cezaevlerinde yaygındır.
44.
Başvurucu bir kez daha İran rejimine karşı seçim sonrasındaki
gösterilere katılmış olduğuna vurgu yapmaktadır. Başvurucu, kendisinin
yokluğunda ebeveynlerinin konutunda Ettelaad güvenlik güçleri tarafından
10.
Mayıs 2011 tarihinde arama gerçekleştirildiğini iddia etmiştir.
Başvurucunun ebeveynlerine, kendisi için düzenlenmiş bir mahkeme celbi
tebliğ edilmiştir. Başvurucunun celbe icabet etmemesi nedeniyle 12 Mayıs
2011.
tarihinde babası gözaltına alınmış ve oğlunun bulunduğu yer hakkında
sorguya çekilmiştir. Başvurucu sonrasında Tahran’da bulunan kız
kardeşinin evinde saklanmıştır. 4 Haziran 2011 tarihinde başvurucu İran’ı
terk etmiş ve Türkiye ve bilmediği diğer ülkelerden geçerek yasadışı olarak
26.
Haziran 2011 tarihinde İsviçre’ye giriş yapmış ve 27 Haziran 2011
tarihinde de sığınma başvurusunda bulunmuştur.
45.
Başvurucu İran’a dönmesi durumunda gerçek ve ciddi bir işkence
riskiyle karşı karşıya kalacağı savını desteklemek amacıyla bulunduğu
şartlar çerçevesinde mümkün olan her şeyi yapmış olduğunu iddia etmiştir.
Başvurucu esas olarak İran’da neler olduğunu tutarlı bir şekilde Göçmen
Kurulu’na anlatmış olduğu kanaatindedir. Öyküsündeki tutarsızlıklar sadece
küçük hadiselere ilişkindir ve bunun nedeni de Göçmen Kurulu ile yapmış
olduğu iki görüşmenin mahiyetlerinin birbirlerinden farklı olmasındandır.
İlk görüşme kısa özet bir görüşme iken, ikincisi ayrıntılı bir sorgulamadan
müteşekkildir. Dolayısıyla da 2011’deki ev araması gibi öyküsündeki bazı
ayrıntılardan sadece ikinci görüşmede bahsedilmiş olması mantık
dahilindedir. Ayrıca iki görüşme arasında yaklaşık iki yıl zamanın geçmiş
olması hususunun da dikkate alınması gerekmektedir. Hiç kimseden böylesi
uzun bir zamandan sonra aynı öyküyü ifade etmesi beklenemez.
46.
Başvurucu ayrıca İran rejiminin zulmüne maruz kaldığını ortaya
koyan belgeleri sunmuş olduğuna vurgu yapmaktadır. Başvurucu, İran
Devrim Mahkemesi’nin 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinin aslını ilk
görüşme sırasında Göçmen Kurulu’na ibraz etmiştir. Ayrıca, Tahran Devrim
Mahkemesi’nin 5 Şubat 2013 tarihli ikinci mahkeme celbinin fotokopisini
ve İran Devrim Mahkemesi’nin 7 Mayıs 2013 tarihli mahkumiyet kararının
fotokopisini kanun yolu başvurusu sırasında Federal İdare Mahkemesi’ne
sunmuştur. Başvurucu, her ne kadar İran’da maruz kaldığını belirttiği zulme
dair her türlü kuşkuyu ortadan kaldırabilecek mahiyette olsa da, bu
belgelerin İsviçre makamları tarafından esaslı bir şekilde göz ardı edildiğini
iddia etmiştir. Başvurucu, ailesinin 5 Şubat 2013 tarihli celp ile 7 Mayıs
2013.
tarihli hükmün asıllarını derhal kendisine gönderememiş olması
nedeniyle bu belgeleri Federal İdare Mahkemesi’nin kararını açıklaması
öncesinde sunamadığını iddia etmiştir. Başvurucu ailesinin bu açıdan
16.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
zamanı olmadığını ve asılların posta yoluyla gönderilmesinin İranlı
makamlar tarafından takip edileceğinden korku duyduklarını belirtmiştir.
Davası hakkında Federal İdare Mahkemesi tarafından karar verilinceye
kadar, ailesinin sadece fotokopileri göndermiş olduklarını belirtmiştir. Bu
nedenle de fotokopiler başvurucunun iddialarını desteklemek amacıyla
Federal İdare Mahkemesi’ne sunabildiği tek deliller olmuştur. Hükümet’in
hangi yöntemlerle bu fotokopilerin kendisine gönderildiğine ilişkin
beyanına cevap olarak fotokopilerin e-posta yoluyla gönderilmiş olduğunu
ifade etmiştir.
47.
Başvurucu ayrıca celplerin ve mahkeme kararının sahihliğine ilişkin
kuşkuları ortadan kaldırmak amacıyla şartlar dahilinde tüm yapılabilecekleri
denemiş olduğuna dikkat çekmektedir. Başvurucu, Federal İdare
Mahkemesi’nde celplerin ve mahkeme kararının asıllarının, belgelerin
sahihliğinin kontrol edilebilmesi amacıyla, Tahran’da bulunan İsviçre
Büyükelçiliği’ne (ç.n. yakınları tarafından) götürülebileceği önerisinde
bulunmuştur. Başvurucu Federal İdare Mahkemesi’nin bu önerisine dair
hiçbir karar vermemiş olmasından, hatta Göçmen Kurulu’nun meseleye
ilişkin görüşünü dahi sormaksızın, hızla kararını açıklamasından
yakınmaktadır. Federal İdare Mahkemesi’nin, başvurucunun önerisi
hakkında herhangi bir reaksiyon ortaya koymaması nedeniyle başvurucunun
yakınları, öncelikle büyükelçiliğe davet olmaksızın girilmesinin mümkün
olmaması, ikinci olarak da büyükelçilik önünde bekleyen İranlı kolluk
güçlerince neden içeriye girmek istediklerinin sorulabilecek olması
nedeniyle yüksek risk altında bulunmaları nedeniyle kendi inisiyatifleri ile
anılı belgeleri büyükelçiliğe götürmekten çekinmişlerdir. Bu nedenle de
başvurucunun kız kardeşi belgeleri güvenli bir şekilde muhafaza etmiş ve
büyükelçilikten davet gelmesini beklemiştir. Başvurucunun kız kardeşi,
başvurucunu sığınma talebinin Federal İdare Mahkemesi tarafından
reddedildiği hususunda bilgilendirildiğinde, belgeleri Karaj’da bulunan
ebeveynlerinin evine götürmüştür. Ağustos 2013 tarihinde, başvurucunun
bir diğer kız kardeşinin kocası, belgelerin asıllarını başvurucuya gönderme
cesaretini gösterebilmiştir.
(b) Hükümet
48.
Hükümet başvurucunun iddialarına itiraz etmiştir. Hükümet,
başvurucunun İran’a sınır dışı edilmesi durumunda m.3’e aykırı bir
muameleye tabi tutulacağı hususunda gerçek bir riskin mevcut olmadığı
kanaatindedir. Hükümet, İran’daki olaylara ilişkin başvurucu beyanlarının
inanılır olmadığına yönelik Göçmen Kurulu ve Federal İdare
Mahkemesi’nin görüşlerini paylaşmaktadır. Hükümet başvurucunun iki
beyanı arasındaki tutarsızlıkların ilk mahkeme celbinin tebliğine,
başvurucunun ebeveynlerinin evinin aranmasına,
İran’dan kaçması
öncesindeki saklanma ayrıntılarına ve katıldığı son gösterideki
arkadaşlarının gözaltına alınmasına ilişkin olduğuna vurgu yapmaktadır.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
17.
Dolayısıyla da belirtilen tutarsızlıklar başvurucunun öyküsündeki belirleyici
noktalara ilişkindir.
49.
Hükümet ayrıca 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinin, tek başına,
İran’daki zulüm riskini ispatlamayacağına dair Göçmen Kurulu’nun
görüşünü paylaşmaktadır. Hükümet, başvurucunun öyküsünün akla yatkın
olmaması nedeniyle 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbi ile 7 Mayıs 2013
tarihli mahkeme kararının sahih olup olmadığını doğrulamanın mutlak bir
gereklilik olmadığını belirtmiştir. Hükümet bu belgelerin İran’da satın
alınabileceğini belirtmiştir. Ayrıca Hükümet, İran’da dahi mahkum edilen
kişilere mahkeme kararlarının asıllarının verilmesi nedeniyle, başvurucunun
7.
Mayıs 2013 tarihli mahkeme kararının aslını Federal İdare Mahkemesi’ne
ibraz etme yükümlülüğü altında olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun
ailesinin belge asıllarını başvurucuya göndermeleri halinde misillemeden
samimi olarak korkmuş olmaları durumunda, başvurucu en azından
fotokopilerin ne şekilde kendisine ulaştığını açıklayabilirdi. Fotokopilerin
faks yoluyla gönderildiğine dair herhangi bir emare ihtiva etmemesi
nedeniyle böylesi bir bilgi oldukça yararlı olacaktı.
50.
Hükümet ayrıca başvurucunun Federal İdare Mahkemesi’ndeki
yargılamada, sığınma davalarında tecrübeli bir vekil tarafından temsil
edildiğini ileri sürmüştür. Hükümet’e göre, Federal İdare Mahkemesi’nin
ihtiyati tedbire ilişkin kararında sonra, vekilin Federal İdare Mahkemesi’nin
nihai kararında fotokopileri delil olarak kabul etmeyeceğinin farkında
olması gerekirdi. Bu nedenle de başvurucu, belgelerin sahihliğini kontrol
edebilmesi amacıyla belge asıllarını Federal İdare Mahkemesi’ne ibraz
edebilirdi. Bunun yanı sıra başvurucu, Federal İdare Mahkemesi’nden
konuyla ilgili belgelerin sahihliğinin ve doğruluğunun Tahran’da bulunan
İsviçre Büyükelçiliği aracılığıyla kontrol edilmesini talep etmek yerine
Tahran’da yaşayan kız kardeşinden belge asıllarını Tahran’daki İsviçre
Büyükelçiliği’ne götürmesini isteyebilirdi.
51.
Hükümet, 5 Şubat 2013 tarihli mahkeme celbi ve 7 Mayıs 2013
tarihli mahkeme kararının Ağustos 2013 tarihinden bu yana kendisinde
olduğuna yönelik başvurucu beyanları hakkında herhangi bir görüş
belirtmemiş, görüşlerini bu belgelerin fotokopileriyle ilgili sunmuş olduğu
görüşlerine atıfta bulunmuştur.
2.
Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Konuyla İlgili İlkelerin Özetlenmesi
52.
Mahkeme, bir uluslararası hukuk meselesi ve AİHS dahil
uluslararası sözleşmelere ilişkin yükümlülüklerine tabi olarak Taraf
Devletlerin yabancıların girişini, ikametini ve ülke dışına çıkarılmasını
kontrol etme hakkına sahip olduğunu yinelemektedir (R.C. / İsviçre, B.No:
41827/07, para. 48, 9 Mart 2010; ayrıca bkz. Üner / Hollanda [BD], B.No:
18.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
46410/99, para. 54, AİHM 2006-XII). Hal böyle olmakla birlikte, kişinin
sınır dışı edilmesi durumunda m.3 hükmüne aykırı bir muameleye tabi
tutulmasına ilişkin kişisel ve gerçek bir riskle karşı karşıya olduğuna
inanmak icin esaslı gerekçelerin ortaya konulmuş olması durumunda, bir
taraf Devletçe başvurulan ülke dışına çıkarma işlemi m.3 hükmü
kapsamında bir meselenin ortaya çıkmasına neden olabilir ve dolayısıyla da
o Devletin Sözleşme kapsamında sorumluluğuyla ilişkilendirilebilir. Böylesi
bir durumda m.3 hükmü ilgili kişinin o ülkeye sınır dışı edilmemesine
yönelik bir yükümlülük ihtiva eder (Saadi / İtalya [BD], B.No: 37201/06,
para. 125, AİHM 2008).
53.
Bireysel ve gerçek bir kötü muamele riskinin olup olmadığını tespit
etmek amacıyla Mahkeme, gönderileceği yerdeki genel durum ve şahsi
koşullarını göz önüne alarak, başvurucunun kendisini kabul edecek ülkeye
gönderilmesinin öngörülebilir sonuçlarını incelemek zorundadır (El-Masri /
Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya [BD], B.No: 39630/09, para. 213,
AİHM 2012; ayrıca bkz. Vilvarajah ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 30 Ekim
1991, para. 108, Series A, No: 215).
54.
Davaya konu olay tarihinde, böylesi kişisel ve gerçek bir kötü
muamele riskinin varlığı, esas olarak sınır dışı etme tarihinde Sözleşen
Devlet tarafından bilinen veya bilinmesi gereken olgulara atıfta bulunularak
değerlendirilmek zorundadır (Saadi, yukarıda atıfta bulunulan, para. 133).
Hal böyle olmakla birlikte, başvurucunun henüz sınır dışı edilmemiş olması
nedeniyle halihazırdaki esaslı görüş, Mahkeme’nin davaya ilişkin görüşü
olmak zorundadır. Tarihsel konum, şu andaki ve sonrasında gelişebilecek
duruma ışık tutabilir olması nedeniyle yararlı olsa da belirleyici olan şu
andaki koşullardır (Chahal / Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, para. 86,
Kararlara İlişkin Raporlar 1996-V).
55.
Kötü muamele riskine ilişkin ispat yükü açısından Mahkeme,
sığınma başvurusunda bulunan kişilerin sıklıkla içinde bulundukları özel
durumu dikkate alarak, beyanlarının ve beyanlarını desteklemek amacıyla
ibraz ettikleri belgelerin inandırıcılığının değerlendirilmesi sırasında
şüpheden yararlanmalarının çoğu zaman gerekli olduğunu kabul etmektedir.
Buna karşın, sığınma talebinde bulunan kişinin beyanlarının gerçeğe
uygunluğunun sorgulanmasına yönelik güçlü gerekçeler ortaya koyan
bilginin ibrazı durumunda, sığınma talebinde bulunan kişinin iddia edilen
tutarsızlıklara dair tatminkar bir açıklama sunması gerekmektedir. İlkesel
olarak başvurucu, yakınılan tedbirin uygulanacak olması durumunda
Sözleşme m.3 hükmüne aykırı muameleye tabi tutulma hususunda gerçek
bir riskle karşı karşıya kalacağına inanılmasına yönelik esaslı gerekçelerin
mevcut olduğunu ispatlamaya elverişli delil sunmak zorundadır. Böylesi bir
delilin sunulması durumunda, Hükümet bu delilin kuşkulu olduğunu
ispatlama yükümlülüğü altındadır (N. / İsveç, B.No: 23505/09, para. 53, 20
Temmuz 2010).
M.A. / İSVİÇRE KARAR
19.
(b) İlkelerin İşbu Davaya Uygulanması
36.
İşbu görülmekte olan davada Mahkeme, başvurucunun en
nihayetinde ilgili tüm açıklamalara göre insan hakları durumuna dair vahim
kaygılar ortaya koyan bir ülkeye geri gönderileceğini gözlemlemektedir.
İran’a dair halihazırdaki bilgilerden aşikar olduğu üzere (yukarıda para.35-
38’de belirtilmiştir) İranlı kamu makamları aralıksız bir şekilde ülkedeki
muhalif gösterilere veya insan hakları faaliyetlerine barışçıl olarak katılan
kişileri gözaltına almakta ve onlara kötü muamele etmektedir ve ayrıca 2009
yılındaki seçim sonrası gösterilerden bu yana durum yatışmamıştır.
Mahkeme, İran’a sınır dışı etmeyle ilgili içtihatlarında halihazırda belirtmiş
olduğu üzere (bkz. S.F. ve Diğerleri / İsveç, B.No:52077/10, para.63,
15.
Mayıs 2012 ve R.C. / İsveç, B.No: 41827/07, para. 49, 9 Mart 2010)
sadece tutuklanan siyasi kuruluşların liderleri veya diğer üst düzey kişiler
değil, gösteriye katılan veya herhangi bir şekilde mevcut İran rejimine
muhalefet eden herkes, alıkonulma, kötü muamele veya işkence riski altında
olabilir. İran’daki insan haklarına ilişkin son raporlar Mahkeme’nin konuyla
ilgili yukarıda belirtilen içtihatlarında atıfta bulunduğu değerlendirmesi
halen geçerlidir.
57.
Mahkeme, İran’da yukarıda belirtilen ciddi insan hakları ihlallerine
ilişkin raporların farkında olmakla birlikte, bu raporların tek başına,
başvurucunun anılan ülkeye geri gönderilmesi durumunda Sözleşme’nin
ihlal edileceğini ortaya koyduğu şeklinde bir tespitte bulunmamaktadır.
Mahkeme, başvurucunun kişisel durumu nedeniyle onun İran’a geri
gönderilmesi dolayısıyla Sözleşme m.3’ün ihlal edilip edilmeyeceğini tespit
etmek durumundadır (bkz. yukarıda atıfta bulunulan S.F. ve Diğerleri /
İsveç, para. 63; ayrıca bkz. yukarıda atıfta bulunulan R.C. / İsveç, para. 49).
58.
Mahkeme, başvurucunun beyanlarında da belirtildiği üzere, rejim
karşıtı gösterilere katılmış olduğu gerekçesiyle başvurucunun gıyabında (in
absentia) 7 yıl hapis cezası, adli para cezası ve 70 kırbaç cezasına mahkum
edildiğini tespit etmektedir. Mahkeme, başvurucunun cezalandırılmasının
kendisinin de iddia ettiği üzere infaz edilmesi durumunda, böylesi yoğun bir
kırbaçlamanın Sözleşme m.3’ün anlamı kapsamında işkence olarak telakki
edilmesi zorunlu olan kasti ve aşırı fiziksel eleme neden olacağı
kanaatindedir. Başvurucunun bir çıkış vizesi ve pasaportu olmaksızın
İran’dan ayrılmış olması nedeniyle, geçmişinin derhal kontrol edileceği ve
herhangi bir mahkumiyet kararının derhal tespit edileceği İran’a geri
dönmesi durumunda gözaltına alınması muhtemeldir (bkz. Birleşik Krallık
İçişleri Bakanlığı’nın, R.C. /İsveç kararındaki Ağustos 2009 tarihinden
itibaren İran Hakkındaki Menşei Ülke Raporu, yukarıda atıfta bulunulan,
para.35 ve 56, 9 Mart 2010). Dolayısıyla da başvurucunun geri gönderilmesi
durumunda cezasının infazı ihtimal dahilindedir. Ayrıca İran’daki siyasi
mahpusların genel olarak cezaevi koşullarına dair raporlar (bkz, yukarıda
para. 35-38), başvurucunun hapis cezasının infazı durumunda insanlık dışı
ve alçaltıcı muamele ile işkenceye maruz kalma riskiyle karşı karşıya
20.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
kalacağını ortaya koymaktadır. Başvurucunun bir çıkış vizesi ve pasaportu
olmaksızın İran’dan ayrılmış olması nedeniyle, geçmişinin derhal kontrol
edileceği ve herhangi bir mahkumiyet kararının derhal tespit edileceği
İran’a geri dönmesi durumunda gözaltına alınması muhtemeldir (bkz.
Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nın, R.C. / İsveç kararındaki Ağustos
2009.
Tarihinden İtibaren İran Hakkındaki Menşei Ülke Raporu, yukarıda
atıfta bulunulan, para.35 ve 56, 9 Mart 2010). Dolayısıyla da başvurucunun
geri gönderilmesi durumunda cezasının infazı ihtimal dahilindedir. Ayrıca
İran’daki siyasi mahpusların genel olarak cezaevi koşullarına dair raporlar
(bkz, yukarıda para. 35-38), başvurucunun hapis cezasının infazı
durumunda insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ile işkenceye maruz kalma
riskiyle karşı karşıya kalacağını ortaya koymaktadır.
59.
Sözleşme m.3’e aykırı bir muameleye maruz kalması hususunda
gerçek bir risk altında olduğunu ispatlamak açısından başvurucunun yeterli
delil ibraz edip etmediği hususunda Mahkeme, öncelikle ilk mahkeme
celbinin ibrazı ve ebeveynlerinin konutunun 10 Mayıs 2011 tarihinde
aranmasına ilişkin beyanlarında bazı zayıflıklar olduğu hususunda ulusal
makamlarla hemfikirdir. Mahkeme ayrıca, ikinci duruşmadaki görüşmesinin
önyargılı olduğu şeklindeki başvurucu iddiasına dayanarak tutarsızlıkların
açıklanamayacağı hususunda ulusal makamlarla hemfikirdir. Duruşma
sırasında hükümet dışı bir yardım kuruluşundan yansız bir tanığın huzurda
bulunması ve anılı tanığın duruşma tutanaklarına olağandışı bir usuli
hadiseye dair herhangi bir kayıt düşme ihtiyacı içinde bulunmaması anılı
görüşmenin adil bir şekilde gerçekleştirildiğine dair kuvvetli işaretlerdir.
60.
Hal böyle olmakla birlikte Mahkeme, başvurucunun anılı iki
görüşmedeki beyanlarının doğruluğunun, salt bu beyanlarla sınırlı bir
değerlendirmeyle tespit edilemeyeceğini, buna karşın başvurucu tarafından
yapılan ek açıklamalar ışığında bir yargıya varılmasının zorunlu olduğunu
belirtmektedir. Başvurucunun sonraki açıklamalarının, öyküsünün
doğruluğuna dair kuşkuları ortadan kaldırma hususunda genel olarak yeterli
olmadığına dair İsviçre makamlarının kanaatiyle Mahkeme mutabık
değildir. Beyanlarının inandırıcılığı açısından iki duruşmanın mahiyetinin
birbirinden farklı olduğu hususunun göz ardı edilmemesi gerektiğine dair
başvurucu görüşü ile Mahkeme mutabıktır. İlk duruşma tutanaklarındaki
görüşmecinin bizzat kendisinin yazdığı tespite göre (“personel yokluğu
nedeniyle tutanakların 15 nolu paragrafı altında özetlenen olaylar ayrıntılı
olarak zapta geçirilmemiştir.”), başvurucu ilk duruşmada sadece üstünkörü
bir şekilde sorgulanmış ve İran’dan kaçmasıyla sonuçlanan hadiselere dair
sadece özet bir şekilde beyanda bulunması istenmiştir. Diğer taraftan ikinci
görüşmedeki İran’daki olaylara dair hususi meseleleri ayrıntılı sorgulama,
başvurucudan olaylara dair ayrıntılı açıklamalarda bulunmasının istendiğini
ortaya koymaktadır. Bu farklılık, başvurucunun iki beyanı arasındaki
tutarsızlıkları açıklayabilir. Söz konusu tutarsızlıkların her halükarda
birbiriyle çelişen beyanlar olarak yorumlanması gerekli olmayıp, bunların
M.A. / İSVİÇRE KARAR
21.
ilk duruşmada başvurucunun olaylarda sıkıştırılmış ve kısaltılmış bir
biçimde beyanda bulunmasından kaynaklanması muhtemeldir. Bu durum
başvurucunun ilk duruşma sırasında 10 Mayıs 2011 tarihli konut
aramasından bahsetmemeye ilişkin kusuru ile ilk duruşma sırasında İran’dan
ayrılmasından önce kız kardeşinin ve arkadaşlarının evinde kaldığını açıkça
beyan etmesi ve ikinci duruşma sırasında gerçekten de kız kardeşinin evinde
saklandığını, buna karşın bu süreçte arkadaşları ile zaman geçirdiğini beyan
etmesi hususları açısından gerçektir.
61.
Mahkeme ayrıca, başvurucunun ilk duruşmanın İsviçre’ye
ulaşmasından hemen sonra yapıldığı, ikinci duruşmanın ise İran’dan
ayrılmasından yaklaşık iki yıl sonra yapıldığı, bu durumun kendisinin iki
beyanı arasındaki tutarsızlıkları açıklamasına yönelik bir durum olduğu
şeklindeki değerlendirmesiyle mutabıktır.
62.
Ayrıca Mahkeme, İsviçre Hükümeti’nin sadece bazı belgelerin
fotokopi olduğu ve böylesi belgelerin teorik olarak İran’da satın
alınabileceğine yönelik genelleştirilmiş bir iddiaya dayanarak başvurucunun
Sözleşme m.3’e aykırı bir muameleyle yüz yüze kalacağını ispatlayıp
ispatlayamadığı meselesi, destek mahiyetinde sunulan belgeler dikkate
alınmaksızın, sadece başvurucunun bu iki görüşme sırasında verdiği
beyanlara dayanılarak tespit edilebilir görüşüyle mutabık değildir. Bu
yaklaşım sığınma başvurusunda bulunanların anavatanlarındaki zulme dair
kapsamlı delil sunmalarına yönelik güçlükleri ve onların hususi konumlarını
göz ardı etmektedir. Dolayısıyla başvurucunun öyküsünün doğruluğunun
ibraz edilen belgeler bağlamında değerlendirilmesi ayrıca zorunluluktur.
63.
Ayrıca belirtilmesi gerekir ki başvurucunun uzun süreli bir hapis
cezası ile 70 adet kırbaç cezasına mahkum edilmiş olması kendi içinde
ihtimal dışında bir durum değildir. Yukarıda ortaya konulduğu üzere (bkz.
yukarıda para.37) alıkonulma, kötü muamele ve işkence riski altında
bulunanlar sadece siyasal organizasyonların liderleri veya diğer üst düzey
kişiler değil şu andaki İran rejimine herhangi bir şekilde muhalefet eden
veya gösterilere katılan herhangi bir kişidir. Ayrıca, kırbaçlama sadece
hırsızlık veya zina gibi olağan suçlara yönelik değil aynı zamanda siyasal
inançlara da yönelik genel bir cezalandırma biçimidir (bkz. yukarda para.35
ve 38). Bu nedenle de rejim karşıtı gösterilere katıldığı ve broşür dağıttığı
gerekçesiyle iddia edilen cezanın başvurucu aleyhinde tesis edilmesi
mümkündür.
64.
10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinin, 5 Şubat 2013 tarihli
mahkeme celbi fotokopilerinin, 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme kararı
fotokopilerinin asıl belge veya asıl belgelerin fotokopileri olup olmadığı
meselesine yönelik olarak Mahkeme, bu meseleye dair salt bu belgelerle
karar veremeyeceği kanaatindedir. Hal böyle olmakla birlikte Mahkeme,
başvurucunun bu belgeleri ibraz ederek, İran’daki rejim karşıtı gösterilere
katıldığı gerekçesiyle tesis edilen hakkındaki mahkumiyet kararını ispat
etmek amacıyla içinde bulunduğu şartlar dahilinde elinden gelen her şeyi
22.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
yaptığı görüşündedir. Diğer taraftan ulusal makamlar, bir diğer ifadeyle
İsviçre Hükümeti, belgelerin sahihliğine yönelik esaslı bir itiraz ileri
sürmemiştir.
65.
Başvurucu, 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbi açısından, ilk
duruşma sırasında iddia edilen asıl belgeyi sunmuştur. Bu nedenle de belge,
ulusal makamlara mümkün olan en erken zamanda ibraz edilmiştir. Gerek
Göçmen Kurulu gerekse de Federal İdare Mahkemesi belgelerin, mahkeme
celbinin sahihliğini sorgulamamıştır. Göçmen Kurulu başvurucunun
beyanını tutarsız olarak değerlendirmesi ve bu nedenle de mahkeme
celbinin başvurucunun maruz kaldığı zulmü ispatlayamayacak olması
nedeniyle bu soruyu dikkate almamıştır. Federal İdare Mahkemesi kararında
10.
Mayıs 2011 tarihli mahkeme celbinden bahsetmemiştir. Federal İdare
Mahkemesi’nin hiçbir şekilde mahkeme celbinin sahihliğini kontrol ettiğine
ve Tahran’da bulunan İsviçre Büyükelçiliği ile Federal İdare
Mahkemesi’nin irtibat kurduğuna dair herhangi bir emare bulunmamaktadır.
Mahkeme celbinin sahihliğine itiraz eden tek taraf İsviçre Hükümeti
olmuştur ve bu itiraz Mahkeme önündeki yargılama sırasında
gerçekleşmiştir. Hükümet itirazını, böylesi belgelerin İran’da satın
alınabileceği şeklindeki genel bir iddiaya dayanarak, Mahkeme celplerinin
gerçekliğini sorgulamıştır. Hükümet başvurucunun öyküsünün inandırıcı
olmadığını iddia etmek dışında mesele konusu mahkeme celplerinin neden
sahte olduğuna inandıkları hususunda hiçbir gerekçe ortaya koymamıştır.
Yukarıda da belirtildiği üzere Mahkeme, başvurucunun beyanlarındaki
tutarsızlıkların başvurucu tarafından ibraz edilen belgelerin göz ardı
edilmesine imkan verecek ciddiyette tutarsızlıklar olduğu görüşünü
paylaşmamakta, buna karşın anılı tutarsızlıkların hatırı sayılır bir derecede
başvurucunun sonraki beyanları ile giderilebileceği kanaatindedir. Sonuç
olarak uzmanlar aracılığıyla veya Tahran’da bulunan İsviçre
Büyükelçiliği’nin yardımıyla mahkeme celbinin gerçekliğinin Hükümet
tarafından doğrulanmaya çalışıldığına dair herhangi bir emarenin mevcut
olmaması nedeniyle Hükümet, anılı belgelerin sahihliğine uygun bir tavırla
itiraz etmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, 10 Mayıs 2011 tarihli mahkeme
celbinin makul bir şekilde göz ardı edilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme
celbi, başvurucunun 10 Mayıs 2011 tarihli olaylara ilişkin beyanlarıyla
uyumludur ve bu nedenle de öyküsünün mümkün olabilirliğine katkı
sunmaktadır.
66.
5 Şubat 2013 tarihli Mahkeme celbi ile 7 Mayıs 2013 tarihli
mahkeme kararının fotokopileri açısından Mahkeme, bu belgelerin
asıllarının ibraz edilmesinin başvurucunun amacına yönelik hiç kuşkusuz
daha iyi bir delil teşkil edeceğine dair Hükümet görüşü ile mutabıktır. Hal
böyle olmakla birlikte başvurucu Federal İdare Mahkemesi önünde neden
bu belgelerin sadece fotokopilerini ibraz ettiği ve o tarihte belgelerin
asıllarını neden sunamadığı hususlarında makul açıklamalarda
bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Başvurucu, ikinci mahkeme celbi ile
M.A. / İSVİÇRE KARAR
23.
gıyabında verilen mahkeme kararından ancak Federal İdare Mahkemesi’ne
yönelik başvurusunu hazırladığı sırada, avukatının tavsiyesi ile ailesine
telefon etmesiyle haberdar olduğunu beyan etmiştir. Başvurucunun bu
aşamaya kadar avukatla temsil edilmemiş olması nedeniyle bu açıklama
makul görünmektedir. Ayrıca başvurucu, belgelerin orijinallerini gönderme
hususunda ailesinin oldukça korkmuş olduğunu beyan etmiştir. Başvurucu,
İran resmi makamlarının evlere ve iletişime yönelik takibine dair raporları
dikkate alarak (bkz. yukarıda para. 36) başvurucunun ailesinin belgelerin
asıllarını gönderme hususunda aşırı korku duyduğunu beyan etmiştir. Aynı
değerlendirme, resmi olarak davet edilmediği sürece büyükelçilik önünde
bulunan İranlı güvenlik güçleri tarafından sorgulanmaktan ve kontrol
edilmekten korkan başvurucunun kız kardeşinin, belgelerin asıllarını
büyükelçiliğe götürmeye cesaret edememesi açısından da geçerlidir.
Başvurucu tarafından beyan edilen koşullar altında iddia edilen mahkumiyet
kararı (7 Mayıs 2013) ile Federal İdare Mahkemesi’nin kararı (2 Temmuz
2013) arasındaki süre, başvurucunun kaçtığı ülkeden belge asıllarını temin
edebilmesi için oldukça kısadır. Bu nedenle de başvurucu, ibraz ettiği
belgelerin asıllarını neden Federal İdare Mahkemesi’ne sunamamış
olduğuna yönelik ikna edici bir beyanda bulunmuştur.
67.
Hal böyle olmakla birlikte gerek Federal İdare Mahkemesi, gerek
İsviçre Hükümeti, fotokopileri neden hiçbir şekilde başvurucu lehine
dikkate alınmadığı hususunda hiçbir gerekçe ortaya koymamıştır. Hükümet
sadece ulusal yargılama sırasında başvurucunun belgelerin fotokopilerini ne
şekilde edindiği hususunda hiçbir beyanda bulunmaması ile fotokopilerin
faksla gönderildiklerine dair hiçbir emare ihtiva etmemesi hususunda
yakınmada bulunmuştur. Mahkeme, bu tür beyanların yararlı olacağı ve
başvurucunun öyküsünün inandırıcılığına katkı sağlayacağı hususunda
Hükümet ile mutabıktır. Hal böyle olmakla birlikte Federal İdare
Mahkemesi’nin fotokopilerin bulunduğu yer hakkında bilgi temin etmesini
başvurucudan istememiş olduğu, çünkü anılı mahkemece fotokopi olmaları
nedeniyle belgelerin ibrazının herhangi bir ispat değeri taşımadığının iddia
edilmiş olduğuna işaret edilmesi zorunludur. Ayrıca AİHM önündeki
yargılama sırasında başvurucu tatmin edici bir şekilde, e-posta yoluyla
ulaşmış olduklarını beyan ederek, fotokopilerin ulaşma şeklini beyan etmiş
olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.
68.
Mahkemece ayrıca, Federal İdare Mahkemesi’nin belgelerin
inandırıcılığının ek olarak incelenmesine yönelik başvurucu talebini dikkate
almamış olması nedeniyle başvurucunun ulusal makamlar önünde ikinci
mahkeme celbi ile İran’daki mahkumiyet kararının sahihliğinin
ispatlanmasına yönelik ek olanaklardan yoksun bırakılmış olduğunu ayrıca
belirtmektedir. Federal İdare Mahkemesi ek görüşlerini sunması için belge
fotokopilerinin Göçmen Kurulu’na sunulmasına yönelik başvurucu talebine
uygun davranmamış, bunun yerine doğrudan başvurucunun dosya
kapsamını ve kanun yolu başvurusunu dikkate alarak karar vermiştir. Ayrıca
24.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
Federal İdare Mahkemesi herhangi bir gerekçe ortaya koymaksızın
başvurucunun talebine rağmen, Tahran’da bulunan İsviçre
Büyükelçiliği’nden iddia edilen belge asıllarının başvurucunun akrabaları
tarafından elçiliğe tesliminin yapılıp yapılamayacağını sormadığı gibi
fotokopilerin asıl mahkeme celbi ile mahkumiyet kararından üretilmiş olup
olmadığının değerlendirilmesi hususunda yardım talebinde bulunmamış,
kararda ibraz edilen belgelerin, sahte evrakların fotokopileri olup
olmadığına dair Federal İdare Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen bir
kontrole dair herhangi bir emareye yer verilmemiştir. Ayrıca dilekçelerin
teatisi aşamasında, mahkeme celbi ile mahkeme kararı asıllarına bu aşamada
sahip olduğu, Hükümet tarafından istenmesi durumunda anılı asılları teslim
edebileceğine yönelik başvurucu beyanına Hükümet tarafından yanıt
verilmemiştir. Dolayısıyla da başvurucu İran’da gerçek anlamda zulme
uğradığını ispatlamaya yönelik ek imkanlardan yoksun bırakılmıştır.
69.
Yukarıda belirtilen tüm koşullar ışığında Mahkeme, ülkeden
çıkarılması durumunda Sözleşme m.3’e aykırı bir muameleye tabi tutulma
hususunda gerçek bir riskin mevcut olduğunu ispatlamaya elverişli delillerin
başvurucu tarafından sunulmuş olduğu, bu nedenle de diğer belirsizliklere
dair şüpheden başvurucunun yararlanmasının zorunlu olduğu sonucuna
ulaşmaktadır. Öte yandan Hükümet, başvurucunun İran’a sınır dışı edilmesi
durumunda Sözleşme m.3’e aykırı bir muameleye tabi tutulacağına dair
kuşkuları ortadan kaldırmamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurucu
aleyhinde tesis edilen ülke dışına çıkarma emrinin infazının Sözleşme m.3
ihlalinin ortaya çıkmasına neden olacağını tespit eder.
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK
MADDE 13’ÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
70.
Başvurucu, İran Devrim Mahkemesi tarafından celp edildiği ve
gıyabında verilen bir kararla 7 yıl hapis ve 70 kırbaç cezasına mahkum
edildiği ve bu nedenle de Sözleşme m.3’e aykırı bir muameleye tabi tutulma
riskiyle karşı karşıya bırakıldığına yönelik iddiasının değerlendirilmesi
açısından etkili bir başvuru yoluna sahip olmadığı gerekçeleriyle
Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak m.13’ün ihlal edildiği
yakınmasında bulunmuştur. Sözleşme m.13 hükmü şöyledir:
‘‘Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz
konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından
gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma
hakkına sahiptir.’’
71.
Mahkeme yukarıda 62-69 numaralı paragraflarda 10 Mayıs 2011
tarihli iddia edilen mahkeme celbinin 10 Şubat 2013 tarihli iddia edilen
M.A. / İSVİÇRE KARAR
25.
mahkeme celbi ile 7 Mayıs 2013 tarihli mahkeme kararı fotokopilerinin
dikkate alınmaması açısından Federal İdare Mahkemesi’nin ikna edici bir
gerekçe ortaya koymadığını, başvurucu tarafından ulusal makamlara ibraz
edilen belgeler dikkate alınmaksızın başvurucunun beyanının doğruluğunun
değerlendirilemeyeceğini tespit etmiştir. Bu yakınmayı kabul edilebilir
bulan Mahkeme, görülmekte olan işbu davanın koşulları çerçevesinde, farklı
bir mesele ortaya koymamış olması nedeniyle başvurucunun m.3 ile
bağlantılı olarak m.13 altında ileri sürdüğü yakınmasının incelenmesinin
gerekli olmadığı kanaatindedir (Diğerleri arasında, karşılaştırma için bkz.,
Kolyadenko ve Diğerleri / Rusya, B.No:17423/05, 20534/05, 20678/05,
23263/05, 24283/05 ve 35673/05, para. 227, 28 Şubat 2012 ve Ermakov v.
Rusya, B. No: 43165/10, para.232, 7 Kasım 2013).
III. İDDİA EDİLEN DİĞER SÖZLEŞME İHLALLERİ
72.
Başvurucu, Sözleşme m.6 kapsamında ayrıca Göçmen Kurulu ve
Federal İdare Mahkemesi’nin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği
yakınmasında bulunmuştur. Mahkeme, bu madde hükmünün, herhangi bir
medeni hak ve yükümlülük ile bir suç isnadının belirlenmesini içermemesi
nedeniyle sığınma davalarında uygulanabilir olmadığını belirtmektedir (bkz.
Maaouia / Fransa [BD], B.No: 39652/98, para.40, AİHM 2000-X). Bu
nedenle Mahkeme, bu yakınmanın Sözleşme hükümleri ile konu
bakımından uyumlu olmadığını ve bu nedenle de Sözleşme m.35/3(a) ve 4
hükmü uyarınca reddine karar verilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir.
73.
Başvurucu ayrıca Göçmen Kurulu’nun ve Federal İdare Mahkemesi
kararlarının Sözleşme m.2, 5 ve 10 hükümleri altındaki haklarını ihlal ettiği
hususunda yakınmada bulunmuştur. Başvurucu İsviçre Mahkemeleri’nin bu
haklarını nasıl ihlal ettiği ve bu Sözleşme haklarının neden ihlal edildiği
hususlarında herhangi bir spesifik gerekçe ortaya koymamıştır. Mahkeme
bu yakınmaların dayanaklarının ortaya konulmadığı sonucuna ulaşmaktadır.
Bu nedenle de söz konusu yakınmalar açıkça temelsiz olup, bu yakınmaların
Sözleşme m.35/3-(a) ve 4 uyarınca kabuledilmez olarak ilan edilmesi
zorunludur.
IV. MAHKEME İÇTÜZÜĞÜ M.39
74.
Mahkeme, Sözleşme m.44/2 uyarınca işbu kararının (a) tarafların
davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini talep etmeyeceklerine dair beyanda
bulunmaları; (b) Kararın Büyük Daire’ye gönderilmesinin talep edilmemesi
durumunda kararın verilmesinden itibaren üç ay geçmesi; (c) Büyük Daire
Paneli’nin böylesi bir talebi Sözleşme m.43 uyarınca reddetmesi
durumlarında kesinleşeceğine dikkat çekmektedir.
26.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
75.
Mahkeme, İçtüzük m.39 uyarınca Hükümete yapılan sınır dışı
edilmenin yürütmesinin durdurulması bildiriminin işbu karar kesinleşinceye
veya Mahkeme konuyla ilgili bir başka karar alıncaya kadar yürürlükte
kalmasının zorunlu olduğu kanaatindedir (karşılaştırma, diğerleri arasında -
mutatis mutandis- A.A./İsviçre, B.No: 58802/12, para. 64-65, 7 Ocak 2014
ve F.G./İsveç, B.No:43611/11, para. 46-47, 16 Ocak 2014).
V. SÖZLEŞME M.41’İN UYGULANMASI
76.
Sözleşme m.41 hükmü şöyledir:
‘‘Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili
Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan
kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin
verilmesine hükmeder.’’
A. Zarar
77.
Başvurucu, Federal İdare Mahkemesi’nin olumsuz kararı nedeniyle
işini kaybettiğini ve bu nedenle de 2013 yılı Kasım ve Aralık aylarına
ilişkin 4,084 İsviçre Frankı aylık maaş kayıplarının kendisine ödenmesi
gerektiğini belirterek 8,168 İsviçre Frankı’nın (yaklaşık 6,710 Euro) maddi
tazminat olarak ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu ayrıca,
miktarının takdirini Mahkeme’ye bıraktığı bir manevi tazminat tutarının
ödenmesi talebinde bulunmuştur.
78.
Hükümet, bir ihlalin mevcudiyetinin tespiti halinde dahi, böylesi bir
ihlal ile başvurucunun maaş kayıpları arasında yeterli bir bağın
bulunmayacağı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, bir ihlali tespit kararının
manevi zararlar için yeterli tazminat oluşturacağı kanaatindedir.
79.
Mahkeme, tespit edilen potansiyel bir ihlal ile iddia edilen maddi
zarar arasında yeterli bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanaatindedir
ve bu nedenle de bu talebin reddine karar vermektedir. Yukarıda verilen
sonuçlar ışığında (bkz. para.69) Mahkeme, başvurucuya yönelik verilen
sınır dışı etme kararının uygulanmasının Sözleşme m.3’ü ihlal edeceğine
ilişkin tespitinin yeterli adil karşılık oluşturduğu kanaatindedir ve bu
nedenle de başvurucunun manevi zarara yönelik taleplerinin de ayrıca
reddine karar vermektedir (bkz. ayrıca F.N. ve Diğerleri /İsveç, B.No: 287
74/09, 18 Aralık 2012, para.84).
B. Ücretler ve Masraflar
80.
Başvurucu ayrıca yerel mahkeme önündeki sığınma davaları ile işbu
Mahkeme huzurundaki temsil kaynaklı avukatlık hizmetleri ve masraflar
M.A. / İSVİÇRE KARAR
27.
için 2,940 İsviçre Frankı (yaklaşık 2,415 Euro) talep etmiştir. Avukatlık
ücreti, başvurucunun avukatının 300 İsviçre Frankı ilk saat danışma ücreti,
avukatlık tarifesi uyarınca saati 100 İsviçre Frankı sonraki 20 saatlik
danışmanlık ücreti ve diğer hukuki hizmetleri, 600 İsviçre Frankı mahkeme
başvuru harçlarını ve telefon, fotokopi ve diğer masrafları kapsayacak
şekilde 40 İsviçre Frankı’ndan müteşekkildir. Başvurucu bu taleplerini
destekleyen avukatlık ücret tarifesinin listesini sunmuştur.
81.
Başvurucunun avukatı 23 Aralık 2013 tarihli sonraki dilekçesi ile
Federal İdare Mahkemesi’nin avukatlarının ücretlerini ve harcamalarını
asgari standart saat başı 150 İsviçre Frankı üzerinden hesapladığı hususunda
Mahkeme’yi bilgilendirmiştir. Başvurucu bu nedenle avukatlık ücreti ve
masrafların bu oran üzerinden hesaplanması gerektiği görüşündedir. Bu
nedenle başvurucu 300 İsviçre Frankı ilk saat danışmanlık ücreti için, 3000
İsviçre Frankı yukarıda bahsedilen sonraki 20 saatlik danışmanlık ücreti
için, 60 İsviçre Frankı telefon, fotokopi ve diğer masraflar için, 600 İsviçre
Frankı ulusal mahkeme başvuru ücretleri için, 450 Euro işbu Mahkeme
önünde Kasım ve Aralık tarihinde gerçekleşen yargılama için, toplam ise
4,410 İsviçre Frankı (yaklaşık 3,623 Euro) ödenmesi talebinde bulunmuştur.
82.
Hükümet, İçtüzük m.61’e uygun olarak başvurucunun sadece
gerçekten meydana gelmiş olan ücret ve masrafların ödenmesi talebinde
bulunabileceği kanaatindedir. Bu nedenle Hükümet, Mahkeme’nin bir ihlal
tespitinde bulunması durumunda sadece başvurucunun 10 Ekim 2013 tarihli
beyanlarında talep etmiş olduğu 2,940 İsviçre Frankı’nın ödenmesine karar
verilmesi hususunda Mahkeme’den talepte bulunmuştur.
83.
Mahkeme’nin içtihatlarına göre, bir başvurucu gerçekten ve zorunlu
olarak meydana gelmiş ve miktar olarak da makul olduklarını ortaya
koymuş olması durumunda ücret ve masrafların geri ödenmesi hususunda
hak sahibidir. İşbu görülmekte olan davada uhdesinde bulunan belgeleri ve
yukarıdaki ölçütü dikkate alan Mahkeme, başvurucunun avukatını gerçekte
geçerli olan ücret tarifesine uygun olarak tüm başlıklar altındaki harcamalar
ile başvurucuya taahhüt ettirilebilecek vergileri de içine alacak şekilde
toplam 2,415 Euro’ya hükmedilmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
84.
Mahkeme, gecikme faizinin dayanak Avrupa Merkez Bankası’nın
kısa vadeli kredi oranına eklenecek %3’lük bir oranın uygun olacağı
kanaatindedir.
28.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
MAHKEME BU NEDENLERLE
1.
Oybirliğiyle Sözleşme m.3 ile m.13 ün m.3 ile bağlantılı olarak ihlal
edildiği yakınmaların kabul edilebilir, kalan yakınmaların ise kabul
edilemez olduğuna;
2.
6’ya karşı 1 oy ile başvurucu aleyhinde tesis edilen sınır dışı etme
kararının uygulanmasının Sözleşme m.3’ü ihlal edeceğine;
3.
6’ya karşı 1 oy ile Sözleşme m.3 ile bağlantılı olarak ileri sürülen
Sözleşme m.13 ihlalinin incelenmesinin gerekli olmadığına;
4.
Oybirliği ile İçtüzük m.39 uyarınca, yargılamanın uygun şekilde
yürütümünün sağlanması amacıyla işbu mahkeme kararı kesinleşinceye
kadar veya konuya ilişkin sonraki tarihli bir Mahkeme kararına kadar
başvurucunun sınır dışı edilmemesinin arzu edilir olduğunun
Mahkeme’ye bildiriminde devamı kararının verilmesine;
5.
6 ya karşı 1 oy ile yukarıda 2 nolu paragraftaki tespitin kendi içinde
başvurucunun maruz kaldığı manevi zarar açısından yeterli adil karşılık
oluşturduğuna;
6.
6’ya karşı 1 oy ile
(a) İşbu kararın Sözleşme m.44/2 uyarınca kesinleşme tarihinden
itibaren 3 ay içerisinde sorumlu devletin başvurucuya tahakkuk
ettirilebilecek
vergilerle
birlikte
2,415
Euro’yu
(ikibindörtyüzonbeş Euro), ücretler ve masraflara karşılık olarak
ödenmesine, tutarın ödeme günündeki geçerli olan İsviçre
Frankı’na çevrilmesine,
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin muaccel hale gelmesinden
ödeme gününe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli
kredi oranına eklenecek %3’lük bir oran üzerinden hesaplanacak
basit faiz oranının uygulanabilir olmasına;
7.
Oybirliği ile başvurucunun diğer adil karşılık taleplerinin reddine karar
verilmiştir.
Karar, İçtüzük m.77/2-3 uyarınca İngilizce ve yazılı olarak 18 Kasım
2014.
tarihinde açıklanmıştır.
M.A. / İSVİÇRE KARAR
29.
Stanley Naismith
Guido Raimondi
Yazıişleri Müdürü
Başkan
Sözleşme m.45/2 ve İçtüzük m.74/2 uyarınca, ekli ayrık görüşler işbu karara
eklenmiştir:
(a) Hakim Sajo’nun farklı gerekçesi
(b) Hakim Kjolbro’nun ayrık oy gerekçesi
G.R.A.
S.H.N.
30.
M.A. v. SWITZERLAND JUDGMENT – SEPARATE OPINIONS
ÓHAKİM SAJÓ’NUN FARKLI GEREKÇESİ
İşbu davada tüm noktalar açısından kararla mutabakat içindeyim. Hal
böyle olmakla birlikte, iddia edilen maddi kayıp için tazminata
hükmedilmesini uygun bulmadığıma dair gerekçemi açıklamamın zorunlu
olduğunu tespit ettim. Kanaatime göre, başvurucu Federal İdare
Mahkemesi’nin sığınma başvurusunun reddine karar vermesi nedeniyle
işverenin kendisini işten çıkardığı hususunda belgeye dayalı delil
sunmamıştır. Bu husus ‘‘yeterli olmayan nedensellik ilişkisi’’ tespitimin
gerekçesidir.
M.A. v. SWITZERLAND JUDGMENT – SEPARATE OPINIONS
31.
HAKİM KJØLBRO’NUN MUHALEFET ŞERHİ
1.
Çoğunluğun gerekçesine katılamadığım için Sözleşme m.3 ihlalinin
tespiti kararına karşı oy kullandım.
2.
Çeşitli kaynakların İran’a ilişkin arka plan hakkındaki genel bilgiyi
dikkate alarak, riskin başvurucunun İsviçre’deki sığınma talebinin
dayanağını oluşturan olaylara ilişkin beyanları esas alınarak
değerlendirilmesi durumunda başvurucunun İran’da gerçek bir kötü
muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı hususunda çoğunluğun görüşü ile
tamamıyla mutabıkım. Dolayısıyla da asıl mesele başvurucunun beyanının
inandırıcılığıdır. Ulusal makamlar, başvurucunun beyanlarını güvenilir ve
inandırıcı olarak değerlendirmemişlerdir. Dolayısıyla da mesele
Mahkeme’nin yetkili ulusal makamların değerlendirmesini geçersiz hale
getirmek hususunda bir dayanağının bulunup bulunmadığıdır.
3.
Sığınma davalarında bir sığınma başvurusunda bulunan kişinin
beyanları, mesele konusu ülkeye dair genel arka plan bilgisi ışığında
değerlendirilmektedir ve uygulamada çok sıklıkla bu beyanlar, talepte
bulunan kişinin menşei ülkede zulme uğrama veya işkenceye maruz
bırakılma riskinin mevcudiyetinin değerlendirilmesinde tek veya belirleyici
bir dayanak olmaktadır. Dolayısıyla da sığınma başvurusunda bulunan bir
kişi tarafından verilen beyanın inandırıcılığının değerlendirilmesi, sığınma
davalarının ele alınmasında temel ve önemli bir unsurdur. Bu durum pek
çok davada, pek çok faktörün dikkate alınmasının zorunlu olduğu zor bir
faaliyettir (diğerleri arasında bkz. Sığınma Usullerinde İnandırıcılık
Değerlendirilmesi- Çok Disiplinli Eğitim El Kitabı, 2013, CREDO
Çerçevesinde Helsinki Komitesi tarafından hazırlanan- AB Sığınma
Usullerinde Gelişmiş İnandırıcılık Değerlendirilmesi- isimli rapor).
4.
Sığınma sisteminin kötüye kullanılması ve kırılgan bireylerin çaresiz
durumundan kazanç sağlayan profesyonel insan kaçakçılarının sıklıkla
yardım ettikleri sığınma talebinde bulunan kişilerin uydurma sığınma
öyküleri riskinin varlığı göz önüne alındığında ulusal makamların sığınma
talebinde bulunan kişilerin beyanlarının inandırıcılığını değerlendirmek
amacıyla, onların beyanlarını kapsamlı bir incelemeye tabi tutmaları meşru
bir tutumdur. Diğer hususların yanı sıra, böylesi bir tutumu benimseyerek,
sığınma talebinde bulunan kişinin öncelikle de sığınma talebine dair
amaçlarının esaslı unsurları açısından, beyanların tutarlı ve mantık
bütünlüğü içerisinde olup olmadığının tespiti önemlidir.
5.
Başvurucunun sığınma başvurusundaki amaçlarının inandırıcılığı ilk
olarak Göçmen Kurulu, sonrasında ise Federal İdare Mahkemesi tarafından
değerlendirilmiştir. Başvurucu Göçmen Kurulu tarafından iki kez
görüşmeye alınmıştır. Göçmen Kurulu, sığınma başvurusunda bulunan bir
kişinin amaçlarının inandırıcılığının değerlendirilmesinde önemli bir unsur
32.
M.A. v. SWITZERLAND JUDGMENT – SEPARATE OPINIONS
olan başvurucunun bizzat görülmesi imkanına sahip olmuştur. Ayrıca,
Federal İdare Mahkemesi önünde avukat tarafından temsil edilmiş, bilgi ve
görüşlerini sunma hususunda geniş imkanlara sahip olmuştur.
6.
Daha sonra Federal İdare Mahkemesi tarafından tasdik edilen
Göçmen Kurulu’nun değerlendirmesinde, iki görüşme sırasında başvurucu
tarafından olaylara ilişkin verilen beyanlar, tutarsızlıklar ve çelişkiler
nedeniyle güvenilir olarak değerlendirilmemiştir. Başvurucunun beyanlarına
ilişkin tutarsızlıklar ve çelişkiler (1) son gösteriden sonra başvurucunun
evine kim geldi; (2) bir ev aramasının gerçekleşip gerçekleşmediği;
(3)bBaşvurucunun gösteriden sonra ve ülkeden ayrılmadan önce nerede
kaldığı veya saklandığı ve (4) gösteride kimin gözaltına alındığı
hususlarıdır. Başvurucunun sığınma öyküsünün böylesi önemli yanlarına
ilişkin tutarsızlık ve çelişkiler kaçınılmaz olarak beyanlarının güvenirliği
üzerinde kuşku yaratmaktadır. Ulusal makamlara göre, başvurucu tutarsızlık
ve çelişkilere dair makul bir açıklamada bulunmamış ve kanaatine göre
ulusal makamların değerlendirmesinin kabul edilmemesi açısından yeterli
bir dayanak bulunmamaktadır. Kanaatime göre çoğunluk, başvurucunun
beyanlarının güvenirliğinin değerlendirilmesinde ‘‘dördüncü derece’’ olarak
hareket etmektedir.
7.
Ayrıca, başvurucunun ulusal makamlara ve Mahkeme’ye sunduğu
belgelere yüklenen önemin problemli olduğunu tespit etmekteyim. Sığınma
davalarında sahte veya dolandırıcılık ile belge elde etmenin sıklıkla kolay
olduğu iyi bilinen bir olgudur. Bu durum İran açısından da geçerlidir (bkz.
diğerleri arasında, İran- Menşei Ülke Bilgisi (COI), Rapor, Birleşik Krallık
İçişleri Bakanlığı, 26 Eylül 2013, bölüm 30.01’den 30.03’e). Sığınma
başvurusunda bulunan kişinin beyanları inandırıcı ise bu beyanı
desteklemeye yönelik belgeler daha az önemli hale gelmektedir. Diğer
yandan, Sığınma başvurusunda bulunan bir kişinin beyanı açıkça
güvenilmez ise, belgeler beyanın inandırıcılığına ilişkin kuşkuları sıklıkla
ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle inandırıcılık meselesinin bıçak sırtı
olduğu durumlarda belgeler genel olarak özel bir önem arz etmektedir.
8.
Ulusal makamlara göre başvurucunun beyanı inandırıcı değildir ve
başvurucu tarafından ulusal makamlara sunulan belge fotokopileri
beyanlarına ilişkin kuşkuları dağıtmamıştır. Başvurucu, ulusal resmi
makamlara sadece mesele konusu olan belgelerin fotokopilerini ibraz
etmiştir. Başvurucunun, ulusal resmi makamlara belge asıllarını temin
etmemesine yönelik açıklaması ikna edici değildir. Ayrıca, bir avukatın
hukuki yardımından yararlanan başvurucunun fotokopilerin kendisine nasıl
ulaştığını resmi makamlara açıklamamıştır.
9.
Başvurucu 15 Ağustos 2013 tarihinde yakınmasını Mahkeme’ye
sunmuş ve Mahkeme 12 Eylül 2013 tarihinde ihtiyati tedbir talebini
(İçtüzük m.39) kabul etmiştir. Bu nedenle de bu tarihten itibaren
başvurucunun sınır dışı edilme riski bulunmamaktadır. Başvurucuya göre,
belge asılları, başvurucu Mahkeme önünde derdest olan 10 Ekim 2013
M.A. v. SWITZERLAND JUDGMENT – SEPARATE OPINIONS
33.
tarihinde kendisine ulaşmıştır. Buna karşın başvurucu yeni olgulara
dayanarak ulusal sığınma davasına ilişkin, ulusal mevzuata göre mümkün
olan, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurmamıştır. Bunun yerine
başvurucu ulusal makamlara belgelerin güvenirliği ve konuyla ilgili olup
olmadığına yönelik değerlendirme yapmalarına fırsat tanımaksızın iddia
edilen belge asıllarını Mahkeme’ye göndermiştir. İran’da sahte ve
dolandırıcılık ile resmi belge elde etmeye yönelik arka planı dikkate alarak
ulusal yerel makamlarca değerlendirilmemiş olan belgelere önem atfedilmiş
olması kaygı sebebidir.
10.
Dolayısıyla da, ulusal resmi makamlarca gerçekleştirilen
değerlendirme ve aynı zamanda mahkemenin sığınma davalarını da
ikincillik rolü ışığında başvurucunun sığınma öyküsünün inandırıcılığına
ilişkin ulusal resmi makamların değerlendirmesinin kabul edilmemesi
açısından yeterli bağlantı bulunmamaktadır. Bu nedenle de Sözleşme
m.3’ün ihlal edildiği tespitine karşı oy kullanmış bulunmaktayım.